Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » 2008 » Temmuz

Derin Ergenekon

Tarih: 30 Temmuz 2008 | Kategori: Mü'min AKINCI, Darbeler | Yazan: Hasan Ahmet

Ülke gündemindeki mevzu ile ilgili biraz fikir ve zikir cimnastiği yapalım,yazacaklarımızın gerçeklerle hiç bir akrabalığı yoktur.
Ergenekon iddianamesi açıklandı ve mahkemenin de yakında, ekim ayında başlayacağını medyadan basından mı deseydik öğrendik.

Tabi bu duruma sevinmek lazım. Fakat ben hislerimden hareketle Ergenekon denilen yapılanmanın daha derin ve daha kompleks yurtdışı ve yurt içi geniş küresel bir yapı oluğunu düşünüyorum. Deşifre edilen bölüm ülkemizdeki yapılanmanın bile kulağı durumunda. Ortaya çıkan bilgilere göre ve iddianameye göre Ergenekon ülkemizde ulusalcı ve Türksolu çevrelerinin hükümet aleyhinde yaptıkları bir yapılanma. Ve küresel mihrak de zaten böyle bir kamuoyu oluşturmak istiyordu ve hedefine de ulaştı.

Ülkemizde deşifre edilen çete küresel çetenin Türkiye’deki parçasının parmakları. Şimdi küresel çete parmaklarını niye verdi, niye kesmemize izin verdi. Karşılığında ne istiyor. Ne istediği konusunda hükümetin bilgisinin olduğunu düşünüyorum ve bu küresel çete hükümetle pazarlık yapma sevdasında.

Tabi başbakanın terörle masaya oturmayacağının farkında olan çeteler taleplerini meşru kanallarla iletecekler ya da iletiyorlar.
Öncelikle mevcut ele geçen yapının ülkemizdeki bayinin bile devede kulağı olduğunu nereden çıkardığımı dile getireyim. Birinci kanıtım şu ki bu kanıtlar hissidir belgeli değil, ele geçen figüranları kullanan bu piyonlara gaz ve cesaret veren hiçbir önemli aktör –artis yakalanmadı.
Mesela veli küçüğa, ilhan selçuğa ilham kaynağı olan medya, sermaye, ilmiye ve yapılar netleştirilemedi ve bağlantılar somut şekilde çizilemedi.
Tapınak şövalyeleri misali olan Bin yıllık küresel yapılanmamın uzantısı olan böyle bir yapıyı bir yılda deşifre etmek mümkün mü? Ve hem savcıyı hem de emniyet güçlerini aceleye mecbur ettiler. Bence bu yapılanmamın Türkiye merkezinde olan iş adamları vardı, siyasi partiler vardı.  Zaman olsaydı hükümetin de desteği ve siyasi karalılığı ile daha da fazlası deşifre olabilirdi.
Sayın erbakanda sayın erdoğanda bu işin boyutlarını tahminen biliyorlar. Ve bu sebeple Erbakan “susurluk, fasa fiso “derken bunu kasdediyordu. Yani evet susurluk diye bir devenin kulağı, ya da yüz başlı ejderhanın bir başındaki üç yüz dilden birisi ve en çürük dişi anlamında dedi ve haksız da değildi.28 Şubatta bence bu Ergenekon dediğimiz mihrakın işi. Ama garip bir tecelli 28 Şubat mağduru erbakanı 22 Temmuz öncesi akp’yi zayıflatma korolarına hocayı da kattılar. kartırı öldüren bu Ergenekon dediğimiz yapının abd kolu, menderesi astıran ha keza bu mihrak, enveri kullanıp baba-ı âli baskınını yaptıran güç.

11 Eylül olayını tezgâhlayan, Bosna soykırımını icra eden, pkk’yı finans eden, ülkemizde ağır sanayinin kısır kalmasını, yerine türizm ve mobilya sanayine gaz veren de aynı mihrak. İstanbul başsavcısı öz’ün iddianamesine konu yapı deccalin ülkemizdeki bayisinin tırnağı. Ama gene de ümitliyim hem ülkemizde hem de dünyada insanlar bilinçleniyor, deccalin icratlarının farkında. Sıradan batı insanı derin bir hipnozda. Hipnozdan azad olan insanlar artık tüm insanlığı uyandırmalı.

Deccal iblisin emrinde dünyayı feth etmek ve beni âdeme istisnasız diz çöktürmek istiyor. Dünyadan ve dünya hayatından pay kapma sevdasında ki hertür oluşum doğal olarak deccalin nam-ı diğer küresel tapınakçıların işçisi, ortağı taşeronu olur. Bu mücadeleyi euzü ve besmele ile rızayı lillah için sadece ahreti kazanmak isteyenler galip bitirecektir. İnşallah rabbim bizleri de bu zümreden kılar.
Kalın sağlıcakla. İnşallah bir sonraki haftaya görüşürüz.                                                                                       

  • Ey Demokrasi Ayağa Kalk!

    Tarih: 30 Temmuz 2008 | Kategori: Gündem, Editörün Yazıları, Darbeler | Yazan: Hasan Ahmet

    Kapatma davası siyasi bir dava, Anayasa mahkemesi de siyasi bir organ. Yargılamak hukuki bir ifade çağrıştırmakla beraber, siyasi içerik de taşıyor. Hukuk siyasallaşmakta ve siyasete, demokrasiye ve halka, halkın tercihlerine müdahale etmektedir.

    Mahkeme, hukuki bir karadan çok siyasi tartışılır bir kara daha verme arifesinde. Yargının siyasi karalar verdiği öteden beri tartışılmaktadır. Halk vicdanında da son karalar siyasi birer karar olarak kararmaktadır.

    Demokrasi sanık sandalyesindedir. Halkın iktidarı sorgulanmaktadır. Söz savunmanın, halkındır. Ancak önce mahkûm etsinler sonra halka konuşma zamanı gelince sandıkta konuşabilecektir. Halk adına değil de rejim ve ideoloji adına karar veren bir yargının hukuku ikame etmesi imkânsız gibidir. Halk verdiği oya sahip çıkacaktır. Ama mazlum konumunda olana destek verme dürtüsüyle daha bir sahip çıkılacaktır. Şayet kapatılırsa-ki elinde böyle bir imkânı kullanmak isteyeceklerdir, konjektör müsait olsun olmasın-bakılmayacaktır. Bu da mahkemeyi tartışılır hale getirecektir, meşruiyet sorunu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

    Binaenaleyh artık halkın öfke birikim selinde anayasa mahkemesi sorgulanır olmaktan çıkamayacak ve muhakkak ya kaldırılacaktır yahut ta sıradan bir memurluk haline getirilecektir. Halk, 367 kararına ve askerin e muhtırasına 22 Temmuz’da öfkesini belli etti. Artık bu ülke de 3. Dünya muamelesiyle halkın hayatına müdahale edilmesine halk sessiz kalmayacaktır. Bunu hazmetme sorunu ortadadır.

    Dünyanın ülkemize güveni bitecektir. Avrupa müzakereleri askıya alacaktır. AB yetkilileri (D.Baykal’dan gayri herkes) iktidar partisinin kapatılmasını kabul edilemez buluyor. İnsanların oy verme haklarına açıkça tecavüz saymaktalar. Bu dava müzakereler de elimizi hayli zayıflatacaktır. Bu ülkemiz içişlerini ilgilendiren bir dava değil, dünyanın ilgilendiği bir davadır. Bizi dünya gözetlerken, biz nelerle uğraştırılıyor ve yoruluyoruz. Gücümüzü tüketmekte, enerjimizi birileri böylece bitirmekteler.

    Bu ülke üzerinde ki oyunlar, dünya üzerinde ki bütün oyunlara eşdeğerdedir. Belki de daha fevkindedir.

    Ana muhalefetin yargıyla birlikte bir darbenin içinde var olan söylemleri, halka karşı işlenen cürümlerin içinde gösterirken CHP’yi, bir parti olmaktan çıkarmakta ve illegal bir görünüme sokmaktadır. Çete davasının içinde isim zikredilmesi de, halk nezdinde avukatlığı boşuna değilmiş, parasını önceden almış gibi deyişlere neden olmaktadır.

    AB davanın kapatmamakla sonuçlanmasını bekliyor. Kapatılması durumda bedeli -maddi ve manevi, siyasi ve ekonomik olarak- yine Türk halkı olarak birlikte ödeyeceğiz. Yargıtay C. Başsavcısının Ak partinin şiddeti teşvik ettiğini söylemi Ergenekon iddianamesiyle çürütülmüştür.

    Asıl sömürgeci, halka karşı duran, derin güçler ise kapatılmasını istemektedir. Bu güçlerin kendini milli hissetmeleri de bir garabettir. Halktan kopuk, halka karşı ama Türklük, Atatürkçülük ve laiklik adına cürümler işlenmekte ve rejimsel bir sevap dürtüsüyle hareket edilmektedir. Adeta bağnaz, ilkel bir inanç görüntüsüne rejimi kollama adı verilmektedir. Halka karşı kollanmakta olan bir rejim vardır bu ülkede. Halk hep sanık sandalyesinde tutulmuştur.

    Ergenekon davasında, yargının diyalogları yansıtılmıştır. Buna ilişkin Yargıtay’dan açıklama geliyor:”Y.C.Başsavcılığı, siyasi açıklama ve gelişmelerden etkilenmeksizin (brifingler tabii ki halkı etkiledi),demokratik düzenin koruması için, parti kapatma davaları açmıştır.” Bu açıklamaların ne anlamı var ki. Her şey ortada, millet anlamaz sanılmaya devam ediliyor. Halktan ve onun oylarından oluşan partiyi kapatıp demokratik düzeni koruyacaksınız(!).

    “Demokratik düzeni korumak için parti kapatılması” ne ironik laflar. Uganda mı, hangi demokrasiden bahsediyorlar kendileri anlayamadık, birkaç örnekte verseler daha iyi anlardık belki.

    Kapatma davası ülkeyi keşmekeşe sürüklemektedir. Dünya ekonomik dengeler altüst olmuşken, kendi ipini çeken bir ülke. Yargı demokrasinin(halkın) elinden tutmuş, kafasına kurşun sıkıyor. Ne kadar demokratik bir görüntü seyrediyor dünya, halimizden…

    G. Doğu da ki boşluğu kim dolduracak. Diğer partiler asla dolduramaz. Rejim kendini orada temsil eden ve halkının gönlünü kazanmış bir partiyi cezalandırmak üzere. Halkın teröre kaymasına hizmet eder. PKK’nın partisi karşısında aldığı oyla Ak Parti rejim tarafından taltifi hak ediyor aslında. Çünkü başka partiler varlık bile gösteremediler. Ak Parti olmasaydı, seçimi birileri bir referanduma dönüştürecekti. Bu olmadı. Çünkü terörün partisi gerilerde kaldı. Halk Ak Parti ile rejime inancını tazeledi. Bunları da hayal kırıklığına uğratmak bu ülkeye ne kazandıracaksa… Ülkeyi açmaza götürmek isteyenlerin eli her yere uzanmış vaziyettedir. Bu önce idam edelim, sonra yargılarız mantığının günümüz çağdaş sürümüdür.

    Ak Parti kapatılacak ama dünya ne der. Öyle yapacaklar ki keşke kapatılsaydı, ‘bundan daha iyi olurdu’ yu dedirttirecek bir karar çıkacaktır diyorum. Bu dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, halkın önünde engel olanların bertaraf edilme vakti gelmiştir. Demokrasinin sanık sandalyesinden kalkışı halkın iradesiyle gerçekleşecektir. Halk ana muhalefetin de, yargının da önünde bir gelişim içindedir.

  • Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinmek Mi?

    Tarih: 29 Temmuz 2008 | Kategori: İslam Düşmanları, Editörün Yazıları, Kur'an-ı Kerim | Yazan: Hasan Ahmet

    Herkesin mübarek mirac kandilini tebrik ederim.

    Özellikle bir ayetten yola çıkarak bizlere yobaz diyenler ve dinimize tan eden cehennem kütüklerine seslenmek istiyorum…

    Siz yahudi ve hristiyanları dost ittihaz edebilirsiniz. Sizin inancınız ameliniz buna müsaittir. Yaşantınız ve amelinize de buna saygım var. Ama benim değil. Ben Yahudi ve Hristiyanları dostlar kabul etmeminin ümmete zarar verdiğine inanıyorum. İmanlara zarar verdiğine de…

    Sizin sömürüye diyecek bir şeyleriniz yoksa İslama dil uzatma şeref düşkünlüğünüzün olmasına şaşmıyoruz.

    Ülkeyi idare edenlerin ve Osmanlıyı da yıkıp bizi sömüren ve sömürüyü düzenleştiren Yahudi ve Hristiyan işbirlikçilerinin yanında durmanıza şaşmamak gerekir. Size şaşmıyorum. Size güzel dini, anlatamayan bizlerin suçu büyük… Bize dinimizi anlatanlar gizli kardinaller oldukça…

    Sizin din telakkinizin de, Kuran dışında oluşmasına şaşmıyorum. Kuran’a inandığını söyleyen niceler var ki, Allah ve peygambere bühtan içindeler.

    Kuran’ı gizli kardinallerden öğrenirken, açıpta Allah gerçekten böyle “hocaefendi”nin söylediği gibi mi, söylemiş diye bakmaya tenezzül etmeyenlere Allah da ahirette tenezzül etmeyecektir.

    Yazık!! İslam içinde olup ta ayağı cehennem çukuruna yuvarlananlara… Zaten kafirlere diyecek bir şeyimiz olamaz. Onlar için hazırlanmış ateşin azabından bizleri korusun Rabbim!!

    Selam ve saygılarımı sunuyorum.

    Rabbimin sevgisini anlamayanlar ve ondan da merhametli olduğunu sananlar, gerçek zavallılardır…

    Aşkı Allah’tan kopuk olanların, Allaha aşkları olamaz ki…

    Aşkı Allaha olanların onun cemali için elinden Kuran düşmüş olamaz ki…

    Hz Ali(ra) Diyor ki:

    “Kim ki Kuran bilmedi bil ki dünyaya gelmedi”

    Kuranı yüzünden okumayı, Kuran’ı bilmek olarak addedenlerin de  vay haline….

    Allah Müminlerin dostudur, Kafirlerin değil….

  • MİRAÇ

    Tarih: 29 Temmuz 2008 | Kategori: Şiirler | Yazan: Hasan Ahmet

    Kapatın gözlerinizi

    Ve karanlığı seyredin

    Mekke’de bir gece

    Yorgunluk havada

    Gariplik suda

    Simsiyah bir sessizlik

    Uyku bile uykuda

    Kâbe’nin hatim kısmında

    Yani üzre yatan biri var 

    Yıl hüzün yılı

    Vefakâr eş,

    Haticet-ul Kübra yok.

    Kâbe’nin hatim kısmında

    Yani üzre yatan biri var

    Teselli arayan kalb

    Hüzünle çarpan kalb

    O,nun kalbi.

    Ve ayak sesleri

    Yıldızlar ışıldıyor 

    Bu ayak sesleri göklerden

    Yol veriyor yıldızlar

    Semadan inenler var.

    İzin verseydi Allah,

    Kâinat inerdi yere

    Çünkü Kâbe’nin hatim kısmında yatan

    Sultan-ı Levlâktır.

    Habib-i Zişandır o.

    Nûr-u Hûdadır.

    Merhamet ufkunun nazlı güneşi

    Kâinatın biricik çiçeğidir o.. 

    İzin verseydi Allah,

    Âlemler inerdi yere.

    Oysa emir yalnız Cebrail’e

    Ve yalnız Cebrail indi yere..

    Kalk Ya Resûlellah !

    Semada melekler seni bekler.

    Taifte taşlanan yüzüne hasret,

    Alaya alınan sözüne hasret.

    Seni bekler melekler.

    Yeryüzünde vefâ yok mu ?

    Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin ?

    Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden ?

    Davetini hafife mi aldılar ?

    Üzülme ve aç gözlerini,

    Öteler bekliyor seni.

    Bu gece Kâinat asdını anacak,

    Aç gözlerini ki âlemler nazarına kanacak.

    Burak senin için uçacak,

    Aç gözlerini Ya Habibullah !

    Bu gecenin adına Isra diyecek Allah,

    Ey yedi kat semâ aç kapılarını

    Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberden.

    De ki, Hazret-i Ademe :

    Cennetin kapısına adı yazılan,

    İsminin hatırına af istediğin

    Salih oğul geliyor.

    Söyle İsa, ya :

    Kuytu köşelerde,

    Havarilerinle Allah, a sığınırken,

    Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın,

    Ve insanlığa gelişini müjdelediğin,

    Ahmet geliyor.

    Yusuf,a , İdris’e , Harun’a söyle,

    Musa’ya de ki :

    Vasıflarına hayran olup ta,

    Ümmetinden olmak istediğin,

    Salih kardeş geliyor.

    Müjde ver İbrahim Peygambere,

    Dua dua yalvarıp,

    Gelmesini istediğin oğul geliyor.

    Aç kapılarını ey yedi kat sema.

    Bu gelen MUHAMMED MUSTAFA. 

     

    Cebrail yol gösterir.

    Ve yürür sultanlar sultani.

    Bu nasıl bir yürüyüştür?

    Bu nasıl bir eda?

    İnci inci ter mübarek alınlarında.

    Bastan aşağı edeb var.

    Attığı her adımda.

    Sultanım,

    Cennetler gösterirlerken o gece,

    Ümmetini hayal ettin mi Cennette?

    Cehennem alevleri selâmlarken seni,

    Gözyaşlarını gördü mü Cebrail ?

    Ümmetim dedin mi ?

    Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok.

    Tahiyyât duası haber verdi bize,

    Sen bizi hiçbir yerde,

    Hiçbir zaman unutmadın.

    İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.

    Allah seni unutturmasın bize.

     

    Bir söz sultanimin dediği gibi :

    Eğer günâhlarimizdan dolayı girersek Cehenneme,

    Ve Allah bir an olsun açarsa ufkumuzu,

    *Taleâ Bedru Aleynâ* diyecegiz.

    Miraç gecesi,

    Yürüdü Resûlullah.

    Cebrail önde,

    Bir gece yürüyüşüyle.

    Yürüdüler, Yükseldiler.

    Yükseldikçe yüceldiler.

    Cebrail durdu birden.

    *Ya Resûlellah, benimle buraya kadar !*

    Efendimiz :*Niçin?* diye sordu.

    Burası Sidre-i Muntehadir.

    Bir adim daha atarsam yanarım kavrulurum.

    Allah Resûlu sordular :

    Nasıl gidilir Sidre-i Muntehada ?

    Cibril-i Emin cevap verdi :

    AŞKLA!

    Aşkla gidilir Ya Resûlellah !

    Aşkla gidilir Ya Habibullah !

    Aşkla gidilir Ya Nebiyyellah !

    Yürü sultanim yol senindir.

    Ask vadisinde mühür senin.

    Söz senindir, hâl senindir.

    Muhabbetin adi sensin.

    Varlıkların tadı sensin.

    Yürü ve selamini ilet.

    Gözü yaşlı Ümmetinin.

    Sensiz bunca yetimin

    İlet selâmını.

    Ahir zamanın ahini,

    Yüceler yücesine ilet. 

    Sultanım,

    Sen dönerken miraçtan,

    Bizim için miraç olan,

    Beş vakit namazla,

    Bakara Suresinin son iki ayetiyle,

    Ve sirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle,

    Dönerken sen miraçtan,

    Biz ahir zamandan,

    Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana:

    *O söylediyse doğrudur.

    Resûlullah söylediyse doğrudur.*

    Ve bir ayetin sıcaklığı sarıyor

    Kâinatın kalbini.

    Her türlü noksanlıktan münezzeh olan ALLAH.

    Kulunu geceleyin Mescid-i Haramdan alıp,

    Kendisine bir takim ayetler gösterelim diye,

    Etrafını mübarek kıldığımız,

     

    Mescid-i Aksaya götürdü.

    Çünkü işiten ve bilen O,dur.

    Şimdi açın gözlerinizi,

    Ve Miraca hazırlanın

  • Yönetim Ne Zaman Çöker?

    Tarih: 29 Temmuz 2008 | Kategori: Tarih, Gündem | Yazan: Hasan Ahmet

    Osmanlı’nın muhteşem zamanlarıdır, Kanuni Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; “günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?” diye. 

    Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ ye sorduğundan, bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi’ ye gönderir.  

    Mektupta; “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlale uğrar mı?” diye yazılıdır. 

    Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır;  

    “Neme lazım be sultanım!…”Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zat nasıl böyle bir cevap verebilir? Söylenmeye baslar; “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?”  

    Nihayet kalkar, Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Der ki; “Ne olur mektubuma bir cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!” 

    Yahya Efendi söyle bir bakar; “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi açıkça arz ettim.” 

    “İyi ama bu cevaptan ben bir şey anlamadım. Sadece ‘neme lazım be sultanım’ demişsiniz. Sanki beni böyle islere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.” 

    Yahya Efendi bu cevaptan sonra su müthiş açıklamasını yapar; 

    “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurt değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere cıksa da bunu da taslardan başkası işitmese, iste o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…” 

    Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca Sultan, söyleneni basını sallayarak tasdik eder sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlim olduğu için Allah’ a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır. 

    Mektup Topkapı Sarayı’ nda sergi halindedir… 

    SEMERKAND MAYIS 2005

  • Sonraki Sayfa »