Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » 2008 » Nisan

Kelime Fabrikası

Tarih: 28 Nisan 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Yasemin

Kelime Fabrikası 

Ne üretir, nasıl üretir ve neden üretir bu fabrika? Çalışanlar , makineler,yöneticiler ve malzemeler hepsi içinde büyük bir yapı.İlk satırdaki sorulara beş”n” bir “k” ile cevaplayalım.Harfler,sözler ve kelimeler üretir bu fabrika.Harfler vardır, ama söz ve kelimeler bize aittir.Kime ve nasıl ürettiğimiz en önemli kısımdır.İşte bu kelimeler fabrikasından çıkan güzellikler güzele söylemek, sanki ilk ürün gibi malzemesi birinci sınıf olan kelimeleri söylemek.Gönülde pişen kelimeler kokusu ile buram buram kokan sözler söylemek.Kalp; ana kumanda, dil; çalışanlar , sunum; lebden.Ana kumandanın ham maddesi en iyisi olacak.Çalışanlar en iyileri seçecek sözlerin arasından.Leb ise en güzel beyitleri sunacak.Sözleri bir hizaya getirip gönül kuşlarla gönül kanatlarının seslerini duyup manâ kapmak.Sözlerin kanat sesleri bütün duyguları içinde taşıyarak konmalı.Duyuyor musun? O zaman aç gönül pencereni bir kuş gelmese de bir kelebek konar. 

  • Herkes yediğinden ikram eder

    Tarih: 27 Nisan 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Yasemin

    Herkes yediğinden ikram eder

    Yavuz Sultan Selim han zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.

    Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor.. 

    Yani Osmanlıya acayip bir hakaret! Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı. Gönderiyor.
    Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:

    “Herkes yediğinden ikram eder!!!”  

  • Kamuoyu…

    Tarih: 27 Nisan 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Yasemin

    Kamuoyu…

    Namık Kemal, kötü bir havada kayıkla Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçiyormuş. Deniz bir ara iyice azmış ve kayığı alabora etmeye başlamış. Namık Kemal “ah” “vah” diye korku belirtileri göstermiş. Kendisine refakat edenlerden biri büyük şaire sitem etmiş:
    - Üstadım, biz de kayıktayız; bizimki de can. Yalnız siz niye telaş ediyorsunuz?
    Namık Kemal, yazı ve konuşmalarıyla milletin sesini duyurmaya çalıştığını hissettirecek şu karşılığı vermiş:
    - Kendi canımı, sizin canınızı düşündüğünüzün çeyreği kadar düşünmem. Benim endişemin sebebi, bu kayık batarsa onunla birlikte kamuoyunun da batacak olmasıdır.
     

  • Kalemine sahip çık

    Tarih: 27 Nisan 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Yasemin

    Kalemine sahip çık 

    Kalemle tanışmamız biraz özenti ile başlar.

    Kitabın kokusuna ve kalemin şekline.İlk tutuş zordur her zaman ”kalem elimde durmuyor”, “düzgün tut” gibi öğütlerde duymuşuzdur.

    Duyduğumuzu yazar gördüğümüzü çizeriz ak sayfalara.

    Kaleme yakışan yazdığı ve çizdiğiyle anlam kazanır.

    Kalemi yönlendiren ise kalptir.

    Kalp hisseder el yazar.Sevinçli,üzüntülü yada heyecanlı bir şeklide yazarken kalbin ritmine kaleminde yetişemediği de olur.

    Geminin asıl dümeni ve kaynağı  kalptir.

    Kalpte pişer sözlü olarak çıkmasa da yazı ile çıkar  güzellikler.

    Güzel olan kalem değil , kalem güzelidir.Kalem senin kalendir.Kalbine ve kalemine sahip çık.

    Eyvallah… 

  • Hicab - Ebu’l A’lâ el-Mevdûdi

    Tarih: 27 Nisan 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet

                                                          

    Nerede bir ahlâkî çöküş, heva ve heveslerin “peşinden gidiş, şehevî arzulara tapmış olursa, orada toplum ya da millet gerçekten korkunç bir tehlikeye varmış demektir.

    Evet, bir toplumun kadınıyla erkeğiyle, yaşlısı ve genciyle durumları bu olur ve hayvânî arzularına esir olurlarsa, böylesi bir çirkefe bulanırlarsa; bu cinsel aşırılık onları ister istemez öylesine bir uçuruma yuvarlar ki, sonuçta doğal olarak o toplum ya da millet içinde helakin, yok oluşun ve ortadan kalkışın tüm nedenleri de var olur. İşte şu yok olmaya yüz tutan ileri toplumlar…

    Kendileri bir ateş çukurunun kenarında bekleyip durmaktalar. Her an oraya kayıp yok olacaklardır.

    Giriş

    Abbasîler döneminde, Bağdad’da, ikindi vaktinde bir genç kız evine dönmektedir. Yürürken iffet ve hayasına özen göstermektedir. Tavır ve hareketlerinde, kötü gözleri harekete geçirecek bir tutum da sergilememektedir.

    Ancak içinde kötülük taşıyan bir genç, kötü duygularının ve hayvanî arzularının etkisiyle bu kızın peşine takılmaya başladı. Genç kızın onurlu ve sakince yoluna devamı, peşine takılan genci, ona sarkıntılık etmekten uzak tutuyordu. Ama buna rağmen genç, kızı izlemeyi sürdürüyordu.

    Bu sırada ikinci bir genç olayı gördü; merak amacıyla, sonucu görmek için ikisini de izlemeye koyuldu. Zaten insanoğlu karakteri gereği hep böyle değil midir?

    Derken üçü de peş peşe yollarına devam ediyorlardı. Nihayet yol ayrımına gelmişlerdi. Kızı izlemekte olan genç, pek cesaretli olmaksızın kıza yöneldi ve ona şöyle dedi:

    “Allah, Ali b. el-Cehm’e rahmet eylesin.”1

    Böylece yoluna devam etti, bu sözleriyle kızdan kendisine bir umut cevabı bekliyordu. Fakat beklentisinin aksine o, genç kızdan şunları işitiyordu.
    “Allah Ebu’l-A’lâ’ya rahmet eylesin.”2

    Kız ise bu sözüyle ona bir başka yolda olduğunu bildiriyordu.
    Onların ikisini izlemekte olan öteki genç duyup gördüklerinden dehşete kapıldı ve fakat işin sonucunu da öğrenmek istiyordu. Erkeği izlemesi durumunda zarar görebilirim endişesiyle, onu izlemek yerine genç kızı izlemeyi seçer. Çünkü iki serden en hafifini tercih etmek istiyordu.
    Daha sonra genç tüm gücünü toplar ve kıza şöyle seslenir:

    “Beni bağışlayın ama sayın genç bayan! İkinizin durumunda da şaşkınlık verecek bir şey sezdim. Ben seni izlemekte olan genci izliyordum. Bu arada aranızda duyduklarımın dışında da bir şeyler konuştuğunuzu görmedim. Allah aşkına söyler misin, nedir o söylenenlerin anlamı?
    Bunun üzerine genç kız, durumu ikinci gence anlatmak için, “Allah, Ali b. Cehm’e rahmet etsin” ifadesinden maksadı bana şu şiiri hatırlatmaktı:
    “Vahşî sığırların gözü Rasafe ile Cisr arasından3

    Arzularını diledikleri yerden çekiyorlar, ancak ben bilemiyorum.”
    Genç, bana Ali b. Cehm’in bu dizelerini hatırlatarak, bana sahip olacağını sanıyordu. Ben de “Allah, Ebu’l-A’lâ’ya rahmet etsin.” sözleriyle, ona şunu hatırlatmak istiyordum:

    “Ey evi Hîf denen mevkide bulunan kişi, bil ki onun mezarı
    Yakındır ama, çevresi umulmadık korkularla çevrili”

    Böylece genç durumunu takdir etti, kendini nasıl bir son beklediğini anladı, hemencecik oradan sessizce kaçıp uzaklaştı.

    1 Ali b. Cehm. Gazelleriyle meşhur Abbasî şâiri.

    2 Ebu’1-A’lâ el-Maarrî. Tanınmış âmâ şâir.

    3 Rasafe, Cisr ve Hîf, Bagdad’da mahalle isimleridir. (Yayıncı.)

    İşte mü’min kardeşim, durum böyledir. Biz, nefs-i emmâ-renin insana hep kötülükleri süslü gösterdiğini görmekteyiz, kadın ve erkek için aynı. Hep şehevî duyguların ardından koşmak. Evet eğer ortada güçlü, küçük ve büyük herkesin boynunu eğen bir engelleyici hal yoksa durum böyledir.

    Değerli âlim Ebu’1-Aİâ el-Mevdûdî’nin elinizdeki bu kitabında da belirttiği gibi yüce Allah, karışık bir halde bir arada bulunmanın şerrinden bizi korusun. Çünkü kadının saygınlığı ve özgürlüğü, doğrusu şüphelerin olduğu yerlerden uzakta olmaktadır.

    Ebu’l A’lâ el-Mevdûdi        Ağaç yayınları             Çeviren: Harun ÜNAL

  • Sonraki Sayfa »