Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » 2008 » Mart

Sermayenin İmanı da,Siyasetin İmanı da Yahudi’ye Çalışıyor…

Tarih: 30 Mart 2008 | Kategori: Yahudilik, Editörün Yazıları | Yazan: Hasan Ahmet

Sayın Emekli Asker kardeşim, (Zeki KENTEL)

Ülkerle ilgili olarak Soner Yalçın’ın Kitabını oku yeşilin altında yatan gücün ne olduğuna öyle karar ver.Yurdum insanlarını ise yeşile, kırmızıya da takma.Ülkem de gelecek varken, o ateşi söndürme gayretiyle dış güçlere, hizmet etmeyelim.

Asıl, ülkemizdeki ekonomik güç, seçimlerden önceydi, bu ülke insanı için ne dedi(muhtemelen sarhoşken,Cem Hakko):“Bu ülkede kim iktidara gelirse gelsin, Türkler işçi biz(Yahudiler) patronuz.”Basına da yansı dı.Ama hatırlarsanız.

Bitti laf.Sen neyi konuşuyorsun ki.Onun açığa vurduklarını gizleme niyetin olmadığını biliyorum.Ama sen de böyle konuşarak, bu memlekete hizmet ettiğini sanma.Bu millet karnını doyurmak için namusuyla işçilik yapıyor.Birileri bundan besleniyor.Bunlar;yeşil,sarı,Mavi-sermyae..Dini ırkı ve milliyeti,hizmeti nereye ne şekilde olan olursa olsun. Milletimiz kaybediyor ve Türk ve İslam düşmaları bu ülkeyi sömürüyor.Görüyoruz ki;Sömürgeleşen beyinlerle sömürü derinleştirilmiştir.O halde Lütfen dikkat çekerken,dikkat çektiğinizi de unutmayın lütfen..

Ben ülkemizde kalan ve dış güdümlü olmayan dışarda da kendine yayılma istidadı gösteren bütün Türk ve İslam sermayesine canım kurban.Keşke gerçekçi değerlendirmeler,kayda değer gelişmelerimiz olsun.Ayıp olmuyor mu insanları inançlarına göre dışlamak.Bu fitneye hizmet etmenin daniskası..

Sen yeşil derken müslümanları da ülkerin kucağına ittiniz.Yanlışlar çok.Konuşmakla da biteceğe benzemiyor.En iyisi mi Mavi sermayenin asıl renklerinden bahsetmek lazım.O zaman ben size mavi sermayenin varolma savaşında ki Taktiklerinden vereyim.Belki fikir sahibi olduğunu sandığımız şeylerin bile yahudi siyonist sermayesine dikkatleri çekmemize neden olur.

Bakın arkadaşlar bu fırtınaları kopartan arkadaşlar bilerek veya bilmeyerek nerelere hizmet ediyorlar.Yorumsuz veriyorum.Ama yoğunlaşarak düşünün. Dikkatinizi şu iki paragrafa verin lütfen:

“Siz,kuvvete karşı duramazsınız.O halde şöyle yapın:Kuvvetleri dağıtın,araşlarına girin parçalayın,karışıklardan faydalanın.Duygularınızı gizleyin,açığa vurmayın.Elinize fırsat geçtiği zaman düşüncelerinize karşı gelecekleri merhametsizce yok edin.Yapılan kötülükleri hafızanızda saklayın.Siz başka türlü var olamazsınız”.[Cemal Kutay_Tarih Konuşuyor dergisi s.1233]

Evvela düşmanının inancını kıracaksın.Kendine güvenini yıkacaksın. Onu ahlaksızlığa sokacaksın.Aile bağını çözeceksinToprağının gelirini eline alacak, O’nu sen emeğnin uşağı yapacak, alıp sattıklarına aracı olacaksın.Gaye için herşey mübahtır.Zamanın acele etmesini bekleme… Sen zamanın ardından git.Sen bırakma,nasıl olsa onlar bırakacaklar ve meydan sana kalır.[C.Kutay_a.g.e -s:1116]
Bunlar Yahudilerin Dünya hakimiyetine sermaye olarak varışının imani delilleridir.Sana da hakim değil mi.Seni Krizlerle yönetip,kendini beslemiyor mu?

  • ALLAH BİRDİR PEYGAMBER HAK

    Tarih: 29 Mart 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet

     Allah birdir Peygamber Hak
    Rabbül alemindir mutlak
    Senlik benlik nedir bırak
    Söyleyim geldi sırası

    Kürt’ü Türk’ü ve Çerkes’i
    Hep Adem’in oğlu kızı
    Beraberce şehit gazi
    Yanlış var mı ve neresi?

    Kuran’a bak İncil’e bak
    Dört kitabın dördü de Hak
    Hakir görüp ırk ayırmak
    Hakikatte yüz karası

    Binbir ismin birinden tut
    Senlik benlik nedir sil at
    Tuttuğun yola doğru git
    Yoldan çıkıp olma asi

    Yezit nedir, ne kızılbaş
    Değil miyiz hep bir kardaş
    Bizi yakar bizim ateş
    Söndürmektir tek çaresi

    Kimi ne çeker dilinden
    Hem belinden hem elinden
    Hayır ve şer emelinden
    Hakikat bunun burası

    Şu alemi yaratan bir
    Odur külli şeye kadir
    Alevi Sünnilik nedir
    Menfaattir varvarası

    Cümle canlı hep topraktan
    Var olmuşuz emir Haktan
    Rahmet dile sen Allah’tan
    Tükenmez rahmet deryası

    Veysel sapma sağa sola
    Sen Allah’tan birlik dile
    İkilikten gelir bela
    Dava insanlık davası

    AŞIK VEYSEL

  • Mümin anlaşan, anlaştıran insan demektir!

    Tarih: 25 Mart 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet

    Günlük hayatta bazen anlaşamadığımız konular oluyor, tatsızlıklarla yüz yüze gelebiliyoruz.Böylesine huzur kaçıran durumlarda belli bir davranış halimiz var mıdır? Çevremizle ters düştüğümüz durumlarda “uyum göstermeli, anlayışlı olmalıyım” diyebiliyor muyuz? Yoksa ‘ne pahasına olursa olsun düşündüğümü kabul ettirmeli, istediğimi yaptırmalıyım’ diye mi düşünüyoruz?Böyle anlaşmazlıklara maruz kaldığımız yerlerde bir ölçümüz olmalı, uygulayacağımız bir anlayışımız bulunmalıdır.Mümine mahsus bu ölçü ve anlayışı

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) haber vermiş ve mümini şöyle tarif buyurmuştur:

    — Mümin anlaşan, anlaştıran insandır!

    Evet, kâmil ve olgun mümin, anlaşmazlığa düştüğü yerlerde dayatmayı, uyuşmazlığı, inadı tercih ve temsil etmez. Fanatik ve iddiacı bir adam görüntüsü vermez. Ne pahasına olursa olsun kendi dediğini kabul ettirme dayatmasına yönelmez.Ya ne yapar? Fedakârlıklarla da olsa çevreyle anlaşmayı, anlaştırmayı, işi tatlıya bağlamayı, helalleşerek halletmeyi esas alır. Çünkü kendisi mümindir.Mümin ise Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tarifiyle:

    — Anlaşan, başkalarını da anlaştıran adam, demektir.

    Müminin yapıcı yanını böyle tarif eden Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), arkasından da eklemiş:

    — Anlaşmayan ve anlaştırmaya gayret etmeyen müminde hayır yoktur!

    Denebilir ki; ben anlaşmak istiyorum; ama muhatabım bir turlu anlaşmaya yanaşmıyor.Doğrudur. Böyle uyumsuz kimseler de vardır. Ancak kâmil müminin görevi, böyle anlaşmazlıklarda dahi kırıp dökmeden, bir tarafı yıkıp incitmeden çare bulmak ve helalleşmelerle konuyu barışa bağlamaktır.Gürültüsü, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hanesinde duyulacak kadar heyecanlı bir anlaşmazlık olayı arz etmek istiyorum.

    Bakin kâmil müminler, böylesine bir anlaşmazlığı nasıl anında helalleşerek anlaşmaya dönüştürmüşlerdir görelim.

    Ka’b bin Malik ile Ibni Ebi Hadred, Mescid-i Saadet’e namaza gelmişlerdi. Ancak Ka’b'ın ötekinde alacağı vardı. Hazır yan yana gelmişken alacağı olan parasını istedi. Borçlu da henüz eksiğini tamamlayamadığından hemen veremeyeceğini ifade etti.Derken sesler yükseldi, gürültü Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hanesinden duyulduğundan, mescide bakan pencereden perdeyi kaldırarak boynunu uzatıp iki tarafa da bakan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), iki mümin arasında bir alacak verecek anlaşmazlığı olduğunu anladı.Müminler arasındaki anlaşmazlıklar müminlere mahsus şekilde sonuçlanmalıydı. Bu, kâmil müminin vasfıydı. Bunun için de gücü yeten tarafın birazcık fedakârlığı gerekirdi.Bu yüzden Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), alacaklı olan Ka’b bin Malik’e, sağ elinin şahadet parmağını yukarıya doğru dikerek ortasından bölme işareti yaptıktan sonra,

    “Alacağının yarısını bağışla, sen bunu yapabilirsin, durumun böyle bir fedakârlığa müsaittir.” tavsiyesinde bulundu. Ka’b, kâmil müminin vasfını bildiğinden anlaşmaz insan olmak istemiyordu. Hemen cevap verdi:

    — Başım gözüm üstüne ya Rasulullah. Alacağımın yarısını bağışlayarak anlasan mümin olmayı tercih ediyorum.Bu defa borçlu Ibni Ebi Hadred’e işaret eden Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) :

    — Kalk sen de kalan borcunu öde, senin de buna gücün yeter buyurdu.

    — Hemen ödüyorum ya Rasulullah, bu kadarına elbette gücüm yeter artık dedi.Böylece gürültülü bir anlaşmazlık, anında kucaklaşıp helalleşmeyle sona erdi.Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

    — Mümin anlaşan, anlaştıran insandır. Arkasından da ekledi:

    — Anlaşmayan, anlaştırmak için gayret göstermeyen müminde hayır yoktur!  

  • Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

    Tarih: 23 Mart 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet

     Allah, insani adeta bütün varlıkların merkezine yerleştirmiş. Canlı ve cansız her şeyi onun etrafında pervane etmiş. İnsanlık âleminin merkezine de rızkı koymuş. 

      Bu temel ölçüyle, yeme içme adabının ana hatları ortaya çıkar. O da, istifade edeceğimiz bir nimeti, elimize aldığımız bir rızkı Allah’ın adıyla yemeye başlamak; nimete saygılı olmak, taşıdığı sanat incelikleri üzerinde tefekkür, yedikten sonra da Allah’a hamd etmektir.

    İkinci önemli adabı, yeyip içtiklerimizin helalden olmasıdır. Bu da hem dinen kullanımı yasak olmaması, hem de hakkımız olmasına bağlıdır. İslamî usullerle kesilmemiş hayvan eti, domuz ve diğer yenmeyen canlılardan beslenmek ve şarap içmek yasak olanlara örnektir. Hz. Peygamber, günde iki kere yemek yerdi. Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve içecekler hariç, diğer yiyecekleri yerdi. Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yönlü beslenmezdi.  Bazı yemekleri daha çok sevse de, hiçbir yemek için “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdı. [Yani: çoğumuzun bazı yemekler için dediğini demezdi] Yemek davetlerine katılırdı.[Yani: davetlere icabet eder, bizler gibi mazeret beyan etmezdi.] Yemeğe başlamadan önce ve yemekten sonra ellerini yıkardı.[Yani:bizler gibi ellerinin her zaman temiz olduğunu düşünmezdi]

    Besmele ile baslar, uygun ve kisa bir dua ile bitirirdi.[Yani:Bizler gibi sukursuz bir sekilde yemeyip; insan olmanin verdigi sorumlulukla Rabbine şükrederdi.]

    Sağ eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi. Ortaya konulmuş yemeğin, kendi önüne gelen kısmından yerdi.

    Yemek yerken sağa, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi.

    Yüzü koyun uzanarak yemek yemeyi yasaklardı.

    Yemeğin israf edilmesini menederdi.[Yani:bizler gibi yemeğin dibini asla bırakmaz,tam aksine ekmekle sünnetler, ekmek kırıntılarını toplar  ve parmaklarını bile yalardı.]

    Soğan, sarımsak gibi kokusu başkalarını rahatsız eden yiyecekleri yedikten sonra toplum içine girmeyi hoş karşılamazdı. [Yani:Bizler gibi düşüncesizlik etmez,pis kokan bir şeyi yemeden önce defalarca düşünür “acaba birisi rahatsız olur mu” diye düşünür; bazen sevdiği bir şeyi bile yemezdi.]

    Yemeğe ve suya üflemeyi yasaklardı.

    Yemeğin çok sıcak yenmemesi gerektiğini soylerdi.

    Yemek ve su kaplarının ağzını kapatmayı tavsiye ederdi.

    Aile fertlerinin yemeği bir arada yemelerini tavsiye eder ve beraber yenen yemeğin bereketli olduğunu belirtirdi.[Yani:bizler gibi ayrı ayrı yemez, mümkünse birkaç kişiyle beraber yemek yerdi.]

    Aşırıya kaçmadan konuşup sohbet ederdi.

    Bu ve benzeri sünnetlerinden hareketle yeme içme adabı şöylece sayılmıştır:

    1. Yemekten evvel ve sonra elini yıkamak,

    2. Yemeği kendi önünden almak,

    3. Sağ eliyle ve oturarak yemek,

    4. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak,

    5. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak ağzında lokma ile konuşmamak,

    6. Suyu içmeden evvel bardağa bakmak,

    7. Suyu bir solukta içmemek,

    8. Bardağın içine nefes vermemek,

    9. Başkalarını tiksindirecek söz ve hareketten kaçınmak,

    10. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak,

    11. Lokmayı ağzına korken kafasını tabağa doğru uzatmamak,

    12. Yemekte israf etmemek, lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek,

    13. Ağzından bir şey çıkarmak gerektiğinde yüzünü sofradan çevirmek ve sol eli ile almak,

    14. Dişleriyle koparmış olduğu lokmayı yemeğe batırmamak.

    15. Helalinden, temiz yemek ve Allah’a şükretmek,

    16. Sofra sahibiyse, utanmamaları için herkes yeyip bitirmedikce sofradan el çekmemek ve kalkmamak (az yiyen biriyse ağır yemeli ve yer gibi davranmalı),

    17. Önce yaşça veya mevkîce büyük olanın başlaması,

    18. Mecbur kalmadıkça sokaklarda yemek yememek. 

    Afiyet olsun!

    –~–~———~–~—-~——-

    İyi ki doğdun Efendim (sallallahu aleyhi ve sellem)

    ———————————————————-

    Konsun

    -yine- pervazlara guvercinler,

    -Hu hu-lara karissin aminler…

    Mübarek aksamdır;

    Gelin ey Fatihalar, Yasinler!  

    Arif Nihat Asya

    ———————————————————

    Tarihine sahip çıkmayanların,istikballeri olmaz. 

     اللهم صلي وسلم وبارك عليك يا حبيبي ياشفيعي يا قرة عيني يا محمد

    Serhat ERDEMLİ  

  • Cennette Komşum Kim?

    Tarih: 23 Mart 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet

    Mûsa Nebî, Hak teâlâya; 

    - Yâ Rabbî, Cennette benim komşum kimdir? diye sordu. 

    Hak teâlâ; 

    - Falanca beldede, falanca kasaptır, buyurdu. 

    Bunu öğrenince, gitti o beldeye. Evini öğrenip, çaldı kapıyı. Kasap, güler yüzle karşıladı kendisini. 

    - Hoş geldiniz efendim! deyip, içeri aldı. 

    Baş köşeye oturtup, hâl hatır sordu. Sonra, izin isteyip mutfağa geçti. Önceden pişirdiği eti küçük lokmalara ayırdı ve tavanda asılı bir zembili yavaşça aşağı indirdi. 

    Zembilin içinde, kemik yığınından ibaret “bir kadın” vardı. 

    Çok ihtiyar, pîr-i fâni. 

    Temizliğini yaptı, etini yedirdi ve yerine astı.  

    Mûsâ Nebî sordu: 

    - Zembildeki kimdi? 

    - Annemdi efendim. 

    - Onu indirip ne yaptın? 

    - Temizliğini yaptım, karnını doyurup, yerine astım. 

    - Merak ettim. Hizmet bitince, bir şeyler mırıldandı. Ne dedi? 

    - Bana duâ etti efendim. 

    - Nasıl dua etti? 

    - Yâ Rabbî, oğlumu “Mûsâ Peygamber”e komşu et! dedi. Ben de “Âmin!” dedim. 

    - Her gün böyle duâ eder mi? 

    - Evet efendim. 

    Mûsâ aleyhisselâm tanıttı kendisini: 

    -         Kardeşim! Mûsâ benim. Cenâb-ı Hak, annenin duâsını kabul etti ve ikimizi Cennette komşu eyledi.-         Ne şeref!… 

     www.dinimizislam.com/sorucevap.asp

  • Sonraki Sayfa »