Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » 2008 » Şubat

[İslami Eğitim Şart!] Mevlâna’nın Namaz Değerlendirmesi, Mesnevî’den…

Tarih: 27 Şubat 2008 | Kategori: Namaz | Yazan: Hasan Ahmet

Mevlâna’nın Namaz Değerlendirmesi, Mesnevî’den…Namaza tekbir getirip başladıklarında, kurban misali bu alemden çıktılar. Çünkü imamın ‘Allahü Ekber’ demesinin manası şudur:

- İlahi! .. biz senin huzurunda kurban olduk!…

O sırada beden İsmail, can da İbrahim (sav) gibidir ki can, bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirmiştir.

İşte o zaman beden, şehvetlerden ve hırslardan ölüp kurtulmuş, kul namaza başladığında :

- Bismillâhirrahmânirrahim, diyerek boğazlanmıştır.

Namaz kılanlar kıyamet gününde Allahu Teâla’nın huzurunda nasıl ki saflar halinde duracaklar, aynen o şekilde nefislerini hesaba çekerek, Rablerine yalvararak gelirler.

Allah’ın huzurunda göz yaşı dökerler. Kıyamet gününde kabirden kalkıp mahşer yerinde dikilir gibi namazda kıyam ederler. Cenab-ı Hak onlara şöyle der :

-Sana verdiğim süre içinde ne kazandın, bana ne getirdin ?
-Ömrünü hangi amelde bitirdin ?
-Rızkını ve kuvvetini hangi işte tükettin ?
-Gözünün cevherini nerede eskittin ?
-Beş duyu organını nerede kullandın ?
-Sana bel ve kazma gibi el, ayak verdim. Ben onları kendi lütfum ile bağışlamıştım. Ne oldular ?

Onlar bu halde iken sorular ardı ardına gelir. Soruya muhatap olan utancından iki kat olup rüku halini alır. Zira utandığından ve ayakta duracak hali kalmadığından, Allahu Teâla’yı tesbih eder :

-Sübhane Rabbiyel Azim, der. Cenab-ı Hak :

-Ey Kulum ! Başını kaldır da sorularıma cevap ver, diye ferman eder.

Kul mahcup bir halde başını kaldırır ama ayakta duramaz.Hemen secdeye kapanır. Bu kez ona :

-Secdeden başını kaldır, yapmış olduklarını anlat, denir.

Fakat kul, mahcup olarak başını secdeden bir ara kaldırsa da duramaz. Hemen yüz üstü kapanır. Cenab-ı Hak tekrar :

-Başını kaldır ve açıkla! Yaptıklarından birer birer hesap soracağım , buyurur :

İşte bu heybetli hitaplar o kulun ruhuna tesir eder. Artık ayakta duracak hiç hali kalmamıştır. bu ağır yükün tesirinden dolayı ayakları üstüne otura kalır. Cenab-ı Hak bu halde iken ona :

-Anlat şu halini! Sana nimet vermiştim. Nasıl şükrettiğini söyle. Sana sermaye vermiştim, nasıl tükettiğini göster !..der.

Ve….Kul, bir çıkış yolu bulabilmek için sağ tarafına selam vermek üzere, nebilerin ve meleklerin bulunduğu tarafa yönelir :

-Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der.

Bunu yapmakla, ‘ey manevî rehberler! ..Şefaat ediniz ki bu kötü kuşun ayağı ve dili çamura batmış, kurtulsun’ demek ister.

Onun bu sözü üzerine peygamberler ona şöyle der :

-Biz dünyada iken sana çare idik. Orada salih amellerde bulunmadın. Şimdi vakitsiz öten kuş gibisin. Ey talihsiz kişi !.. Git, kanımıza girme.

Onlardan bir fayda göremeyen kul, bu kez sol tarafa aile ve yakınlarının bulunduğu tarafa, soluna yönelir :

-Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der. Onlar da :

-Sus !.. Bizden yardım isteme. Biz kim oluyoruz ki sana yardım edelim.Bizden el çek, derler.

Zavallı ne o taraftan ne de bu taraftan bir fayda görür. Ruhu çaresiz kalır: Kalbi parça parça olur. böylece ümitleri tükenmiş bir halde Allahu Teâla’ya yalvarmak için ellerini yukarı kaldırır :

-Ya Rabbi!.. Artık ümidim kalmadı. Sığınacak tek kapım sensin. Senin rahmet ve mağfiretinde son yoktur, der.”

  • Büyük Osmanlı Projesi

    Tarih: 25 Şubat 2008 | Kategori: Tarih | Yazan: Hasan Ahmet
    Sarkozy’nin de, Fidel Castro’nun da atalarının Osmanlı Yahudisi çıkması yetmiyormuş gibi…
    Bir bakıyorsunuz Belçika’da bir “Türk köyü”, bir bakıyorsunuz Himalayaların eteklerinde bulunan Keşmir eyaletinde de kendilerine “Osmanî” diyen Türk Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğiİngiltere Parlamentosu üyesi olup şimdilerde Londra Belediye Başkanlığı yarışına giren Boris Johnson’ın son Osmanlı İçişleri Bakanı’nın torunu olduğu haberi gazete manşetlerinde çınlarken, Meksika’da bir Osmanlı çeşmesinin ortaya çıktığınotu düşüyor önümüze. Nicolas Sarkozy’nin de, Fidel Castro’nun da atalarının Osmanlı Yahudisi çıkması yetmiyormuş gibi, besteci Wagner’in Sultan Abdülaziz’den para yardımı istediğini, Abdülhamid’in Pasteur’e beraber çalışma teklifinde bulunduğunu okuyoruz hayretle.

    Ve düşünüyoruz: Acaba tarihimiz hakiki çehresiyle arz-ı endam ettiğinde nasıl bir manzara karşısında kalacağız?

    Misak-ı Millî sınırları içinden görmeye ve düşünmeye alıştırılmış bir neslin dramıdır yaşadığımız. “Biz neydik?” sorusu, ete saplanan bir kurşun gibi hemen her adımda karşımıza çıkıyor veya biz hatırlamak istemesek de, başkaları tarafından çıkarılıyor. Bunun en son örneğini, Avusturya sağının temsilcisi Andreas Möller’in, “Türkler AB’ye girerse Viyana’yı kaybederiz’ mealindeki demecinde gördük. Demek ki, dedik, bu demeci okuyunca, biz unutsak da dünya bizi unutmuyor.

    Mustafa Armağan son kitabı Büyük Osmanlı Projesi’nde bu nicedir unuttuğumuz dünyanın kapılarını açıyor önümüze ve bize bir hafıza tazelemesi çalışması öneriyor. “Hatırla onu!” ikazı, kitabın her satırında karşımıza çıkıyor ve giderek “Hatırla kendini!” uyarısına bürünüyor. Osmanlı’yı, yaşadığı çağların küresel aktörü olarak konumlandıran ve bu yüzden de küreselleşmekte olan dünyamızda bunu daha önce tecrübe etmiş bulunan Osmanlıların birikiminden yararlanmanın önümüzü görmemize yardım edeceğini vurgulayan yazar, hem “küresel tarih” çalışmalarına Osmanlı’nın katkılarına atıfta bulunuyor, hem de Osmanlı tecrübesinin kendiliğinden bir ‘oluşum’ değil, bilinçli bir ‘proje’ olduğuna dikkat çekiyor.

    Armağan, “Büyük Osmanlı Projesi” adını verdiği bu projenin ana hatları hakkında ufkumuzu genişletecek bilgiler veriyor ve daha da önemlisi, Türkiye’nin içine girdiği yeni bir gelişme çizgisinde ‘Bir kere başarılan neden bir kere daha başarılamasın?’ sorusunun umut vadeden kuyusu içine gömüyor okurunu…

  • Nefret kutusu

    Tarih: 22 Şubat 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

    Hatıra defteri tutmak hem zevklidir hem de insani rahatlatır. İnsan, hiç söyleyemediği sıkıntılarını defteriyle paylaşır. Defter bir dert kupudur adeta. Sıksanız gözyaşı akar belki. 

    İnsan için, unutan varlıktır, denir. 

    Unutmak insan icin hep kotu bir sıfat olarak görülür. 

    Unutkanlık hayatimizi altüst eder. 

    Hataları tekrar yapmamıza, yanlışa bir kez daha düşmemize sebep olur. 

    Ama ne enteresan bir durumdur ki, insanin unutmadığı bazı şeyler de vardır. 

    Unutmamak bu acıdan bakıldığında hayır değil, bilakis ser getirir bize. 

    Öfkesini, nefretini, kinini, düşmanlığını, maruz kaldığı haksızlığı, söylenen imali sözü unutmayıp onları kalbinin derinliklerindeki nefret kutusunda saklayan o kadar çok insan var ki! 

    Yıllar önce yasanmış vakaları size saat söyleyebilir. 

    Kim ne demişti, kim ne yapmıştı anlatır. 

    Üstelik yıllarca biriken bu kötülükler karnesi bir çıkarıldı mı, nefret ortaya yayılır ve kimse onun onunu alamaz bir daha. 

    Sen falanca yerde, falanca tarihte bana söyle demiştin, sözüyle başlayan kavgalarla nice evlilikler yıkılmıştır hâlbuki. 

    Nefret biriktiren, öfke biriktiren, husumet biriktiren iflah olmaz. 

    Su-i zan çetelesi tutanların ellerine iyilikler yapışmaz. 

    Kalplerinin derinliklerinde sonen her isek onları daha da karamsar yapar. 

    Ümidini de, askını da bu karanlıklar icinde kaybeder. 

    Su-i zan ve öfke biriktirilmiş bir kalpte sevgi de kendine yer bulamaz. 

    İnsan unutmalı, insan affedebilmeli… 

    Yanlışa yanlışla cevap vermemeli. 

    Kin biriktirmenin bir faydası olmadığını kabul etmeli. 

    Bu anlamda unutmanın ne kadar önemli bir nimet oldugunu görüp hamd etmeli. 

    Son söz! Nefret kutumuz dolu mu, bos mu? 

    Doluysa delete tuşuna basın ve onları cop kutusuna gönderelim. 

    Sonra da geçmişe mazi deyip, buğunu, buğunun şartlarında değerlendirelim. 

    Ne dersiniz? 

    www.hakdilaram.com

  • Hadi doğdun de…

    Tarih: 22 Şubat 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

    kiliseden bozma bir salonda

    kiliseden bozma kalplere karşı

    yükselen sesinle yükselen şehadetin

    dünyanın kalbine emanet ettiğin

    beynelminel bir doğum sancısı

    özgürlüğü ete kemiğe sardığın

    insanlığın keşfedemediği topraklarda

    tarih külü üzerine atılmış aztek ve iknaların

    kıtalar arasında doğup gelen

    siyah güzeli müdafaa eri

    ihramından çıkarken dünyanın

    kefen niyetine giydiğin özgürlüktü

    ve sen biliyordun malcolm

    ve sen biliyordun malik

    ruhunu ödünç aldığın meleklerin

    düşerken de ölmeyeceğini

    Muhammed Dudayeva
    kurtuba

  • ULUSALCI – MİLLİYETÇİ AYRIŞIMI

    Tarih: 22 Şubat 2008 | Kategori: Editörün Yazıları | Yazan: Hasan Ahmet

    MHP Genel Başkanı Başdanışmanı Deniz Bölükbaşı, Türk milliyetçiliğiyle ulusalcılığın hiçbir şekilde uyuşamayacağını açıkladı. 

    Bölükbaşı, ulusalcıların konjonktüre göre milliyetçilik yaptığını ifade etti. ADD Başkanı Eruygur Sayın Bahçeli’ye yazdığı mektubunda:”hayal kırıklığına uğradıklarını” belirterek, sitem etti. 

    Bölükbaşı:”sanki bizim ulusalcı denen kesimle bir akdimiz vardı ve biz bunlarla ortak cephedeydik de… Bizim ne ilgimiz vardı sizinle?”devamla, ulusalcılara siyasete atılmalarını tavsiye etti:”O zaman bir parti kursunlar da görelim bakalım sandıkta nasıl tecelli ediyor bu?” 

    Ulusalcıların MHP ile ne göbek bağları olduğunu açıklamaları gerekir. Kamuoyu bunu bekler. 

    Hayal kırıklıklarının nedeni onların yeni milliyetçiliği mi? Bu milliyetçilikleri konjoktürel mi? MHP ile milliyetçilik temelinde ayrıştırıcı nedenleri nedir? Bu sadece “türban”la açıklamak yeterli midir? Türban bahanesinde eski ittifakları sağlamak, apolitik gençliği saflarına çekmenin ayraçlarına sahip olabilmek mi mesele. Siyasi zeminde taban bulmak için bir atraksiyon mu? 

    Emekli askerlerin yoğunlaştığı, politize olmuş ulusalcılığın siyasal istikbalinin uçta kalacağı aşikârdır. Birinci AKP hükümeti döneminde duygusal bir yakınlaşma oluşmuşsa da MHP bundan siyasi getirim değil, zarar gördü. Muhalefeti tek başına geliştirmeden birilerine yamanmanın siyasal getirisi olmadığını acı tecrübe ettiler. Bunu anlamak en az %5 oylarına mal oldu. Bunu iktidara kaptırdığının farkında olan MHP ulusalcılarla veya solcularla artık hiçbir konuda ittifak etmeyecektir. Tabanı buna razı olmayacaktır. 

    Ulusalcıların geçmiş merhabalığında MHP’ye darılmaları ve onları yanarında görmek istemeleri MHP’yi siyaseten bitirecek bir yaklaşım olur. MHP siyasi intihardan uzak durarak akıllılık etmektedir. Ulusalcılarda haklılar çünkü “insan umduğu yerden darılır” 

    Ulusalcıların milliyetçiliğinin konjoktürel olması tespiti haklı nedenleri var. Sol menşeli olan ulusallığın milliyetçi çizgisi halka pek samimi görünmüyor. Milliyetçiliğin hakikisi dururken, yeni söylemlerle taraftar toplamak nafile bir gayret olduğu ilk seçimlerde (Şayet girerlerse) görülecektir. Ulusalcı söylemle, milliyetçilik aynı kefede, tatlıyla tuzun karışımı gibi duruyor. Ne tatlı, ne tuzlu bir tat diyebilirsiniz. 

    Samimi görünen bir pozisyonu yok. Azınlığa düşmüş olmanın acı feryatlarını “Cumhuriyet mitingleri”nde sergilediler. Solcular ulusalcı söyleme sarıldılar ama seçimde onlara hayır getirmedi. Bunu DSP başkanı anladı. CHP lideri kendi koltuğunu sağlamlaştırma adına yine seçim öncesinde olduğu gibi ulusalcı söyleme sarıldı. Bu siyaseten aslı dururken, benzerine bakılmayacağı için, ilk seçimlerde solun acı akıbetini söylemek bile demokrasimiz açısından acıdır.  

    Sadece AKP’ye karşı olmak paydasında, Bir damlada tusunami oluşturma gayretleri, sanal bir âlemde ütopyadan başka bir şey olup, olmadıkları ilk seçimde girerlerse görülecektir. Demokrasi dışı güçlerden medet ummaları, modern aklın ve halkın kabullenebileceği bir şey olarak da görünmüyor. Darbe heveslileri, darbeleri halk için istediklerine de halkı inandırmalarının mümkün olmadığını da bilirler. Az kalabalıklardan çok gürültüler çıkarmanın demokrasilerde yeterli sonuçlar getirmeyeceği aşikârdır. AKP hükümetiyle menfaat zedelenmesine uğramış ahlaki erozyonlu medyayı da sol partilerle beraber yanına alarak yapılan mitingler azınlığın çoğunluğa tahakküm etmeye devam isteği olarak okunmaktadır. İşi helal ve temiz bir yoldan siyasetle halletmekten ümitsiz bir duruş vardır. Darbe çığırtkanlığı yapmak, halka tepeden bakmanın ifadesidir. Kendilerini çok akıllı zannedenlerin, halkın idrakine sunabilecekleri bir şey olmadığını bildikleri malum. Sadece krize sebebiyet verebilmek, darbelerin hukuki zeminini hazırlamak, provokasyonlar tertip etmek sicillerine işlenmişken bunu yapmaları onların iç kargaşa ve hatta savaş tamtamları dile getirmeleri ülkeyi ayrıştırma gayretleri çoğu belki de haklı söylemlerini de silmektedir. AKP yi masumlaştıran ve oyunu artıran da bu ulusalcı söylemlerdir. AKP yi siyaseten yıpratmak için bilimsel inandırıcı verilerle siyaset yapmak yerine yasaklama ve çeşitli hukuk dışı yollardan medet isteme halleri AKP iktidarını sağlamlaştırmaktadır. Değişik köşe yazılarında, çok komik gerekçelerle AKP’ye yüklenilmesi de doğru değildir. Demokrasi hak ve özgürlükler, Çağdaş bir dünyada sınıfsal ayrışmaların ifadesi siyasi dalgalanmalar bir balondur. Balonların şişkinliği seçimleri görene kadardır. 

    Ulusalcılık bir ayrıştırma değil aynı zamanda bir yalnızlaştırmacında ayracı gibi duruyor. 

    Ulusalcılık, kurtarma rolünden kurtulamayanlarca sahnelenen ikinci kriz oluşturma gayretleridir. Doğruları, yanlışları kadar olmayana rağbette olmadı, olmayacaktır da. Halka rağmen halk için söylemleri inandırıcı olmuyor ne yazık ki… 

  • Sonraki Sayfa »