Daha Kötüsü
|

|
Mesnevide Mevlana hazretleri namaz kılan mü’mini söyle izah etmiştir:
Kurban kestiğin vakit, ALLAH’U EKBER dersin. Öldürülmeye layık olan nefsin zebhi (boğazlanması) sırasında da öyle diyorsun. Namaz kılanın cismi İsmail, ruhu da Hz. İbrahim gibidir ki, ruh ALLAHU EKBER demekle cismin zebhine (boğazlanmasına) tekbir getirmiş olur.
ALLAHU EKBER diyerek miracının kapısını açan mü’min manevi yolculuğa baslar. Manevi sarhoşluk içinde vücudu kıyamda bir sütun gibi durmaktadır. Kıyam halindeki mü’min kâinattaki bütün dağların, tepelerin kıyam sevabını isler. Ruh taşımayan varlıkların ALLAH(cc)’i zikretmeleri kıyam halindedir. Mü’min elini göbeğinin altına bağlamış olduğu halde Rabbiyle mulakamet eder. Kurandan ayetler okur. Mevla’sına midesine haram lokma girmemesi için dua eder ve sohbet başlamistir. Surelerin anası olan Fatiha suresini okur. Her bir ayeti okurken derin bir tefekkure dalar. Ya Rabbi yalniz sana kulluk eder, senden yardım isteriz derken kendinden geçer. Bu durduğu ayetin ağırlığını dağlar bile çekemez. Bu ayet ona aciz bir kul olduğunu hatırlatır. Bu sure öyle derin manalara sahip ki tefsiri ile alakali hükümler ortaya konulsa 70 deve bu yükü çekemez. Okudugu sure öyle bir suredir ki Alemlerin Rabbi’nin ancak ALLAH(cc)’i olduğunu tasdik eder ve kalbindeki yüzlerce putu kırar. Mevlana Hazretlerinin tabiriyle onun ruhu İbrahim’i ruh olmuştur. Nefsinin tum putlarını kırmaya başlar. O, öyle bir süreçtir ki derin bir tefekkürle okuyan kimse ne nükleer güçlerden ne de süper güçlerden korkmaz. Mü’min namazda Fatihayı her rekâtta tekrar okur çünkü bu derin manalar onu olgunlaştıracak ve onu melekleştirecektir. Mü’min kendisinin hidayete tabi olanlarla birlikte, manevi nimetlerle mücehhez olan peygamberler, sıddıklar, şehitler ve velilerle birlikte olmak için dua eder. Yahudileri, Hıristiyanları, Putperestleri, tağutları kendisinden uzak eylemesi icin can-i gönülden dua eder ve Mevla’sına yalvarır.
Mü’min kıyamını Fatiha suresi ile kapatmaz. Çünkü manevi bu tadı hiçbir şeyde bulamayacağını bilir. Kıyamını uzatır, onun emirlerine mutlak teslimiyetini ifade etmek icin bir sure daha okur. Mevla’sıyla sohbet eder tarifi mümkün olmayan manevi bir zevke gark olur. İlahi tecellilere mazhar olur ve içi dışı nurla dolar. Bu ilahi tecellilere daha fazla dayanamaz. Kıyam esnasında Mevla’sından öyle hitaplar işitir ki, mahcubiyetle iki kat olup rukuya varir. Onu rükûda tesbih ve takdis eder. ALLAH’(cc)’in zatından başka hiçbir gücün önünde eğilmediğini, ALLAH’(cc)’ dan başka hiçbir otorite tanımadığını bu ameliyle teyit eder. Ayni zamanda kendisi için rükû ya vardığı Rabbine bu haliyle şükretmektedir. Dört ayaklı rükû eder haldeki tüm mahlûkatın sevabına nail olur. Cunku onlar gibi rükû halinde Rabbini zikretmektedir. Bu halinden Mevla o kadar memnun olur ki, onun hamdını işitir. Mü’min Mevla’sından,’ başını kaldır ey kulum ben senden razı oldum hitabını işitir’. Rükûdan basını kaldırır semiallahu limenhamideh ALLAH(cc)’i kendisine hamdedenin hamdini işitir der. Mevla’sından ne güzel bir müjde, ne güzel bir haber işitmiş olur.
Rükûdan başını kaldıran Mü’min hamd etmesinin Rabbimiz tarafından kabul edildiğini öğrenir öğrenmez, Ey Rabbimiz hamd sana mahsustur:
Rabbenalekel hamd der, fakat daha fazla ayakta durma mecali kalmamıştır olduğu yere yığılır kalır secdeye kapanır…
Mü’min secdede vecd halinde kendinden geçmiş bir haldedir. O, an Mevla’sına en yakın olduğu andır. Miracının son merhalesine ulaşmıştır. Bundan sonrasını Sah Veliyullah Dehlevi ( k.s) Hazretlerinden dinleyelim. İnsan göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir an içinde ALLAH’IN arşının huzuruna götürülür ve mümkün olan en yakın mesafe ile yüce ALLAH’IN arşının eşiğine kendini yakın bulur. İşte tam bu sırada o kişinin bütün ruhunu kaplayan ilahi tecelliler meydana gelir. O kimse orada oyle şeyler görür hisseder ki insanin konuştuğu dil bunu ifade etmekten aciz kalır. Bir şimsek hızıyla cereyan eden bu hal geçip gittikten sonra insan, daha önceki durum ve şartlarına döner. Ancak bu cezbe ve vecd halinin kaybolup gitmesi sebebiyle kendini üzüntü ve ıstırap içinde bulur. Böylece elinden kaçırdığı bir şeyi tekrar bulabilmek icin büyük gayret gösterir. Marifetullah sayesinde bu dünyada sahip olduğu şartlar dâhilinde, Mevla’sıyla beraber olma durumuna ulaşmaya, yükselmeye çalışır.
Mü’min secdede bir kez daha aciz bir kul olduğunu hatırlar. Şerefli alnını toprağa koyarak bir kez daha kalbindeki putları kırar, onlardan hiçbir eser bırakmaz. Şerefli başını hiçbir güç karşısında eğmeyeceğinin sözünü verir. Alnına Mü’min olduğunun damgası vurulur. Mevla’mızın fethe suresi 19. ayetindeki müjdesine mazhar olur. Mevla’mız bu ayette mü’minlerin alnında secde izinden nişanları olduğunu haber vermiştir.
Mevla’sına yakın olduğu bu secde anında Mü’min Rabbini tespih eder. En büyük olan Rabbimi tenzih ederim Subhane Rabbiyel Ala der. Mu’min Ervah-i Ezelde ruhu ile secdeye varmıştı. Gayb âleminde verdiği sözü simdi Şuhut âleminde ispatlamıştır.
Mü’minin miracının kalan kısmını şimdide Mesneviden dinleyelim. Mevlana Hazretleri mü’minin secdede iken halini şöyle anlatmaktadır: Mu’min secdede iken Rabbinden bir hitap işitir. Mevla kuluna, Ey kulum! Secdeden başını kaldır da, yapmış olduklarından haber ver der. O musalli (namaz kılan) ikinci defa başını kaldırırsa da yinede utandığından yine yılan gibi yüzü üstüne düşer… Cenabı Hak ona tekrar hitap eder, başını kaldır ve izah etki yaptıklarını senden birer ve inceden inceye soracağım… Hakkin heybetli hitabı namaz kılan kimsenin ruhuna tesir eylediğinden ayakta duracak kuvveti kalmaz… O hitabın ağırlığıyla diz üstü oturur.
Secde hali, lafızlarla izah edilemez. Cümleler onu izahtan acizdir. Secde hali kişinin manevi haliyle irtibatlıdır. Bu hal yaşanmadan tarif edilemez. Manevi bir ağırlığın altında ayağa kalkacak dermanı kalmayan Mü’min iki dizi üzerinde kemali edeple oturur haldeyken, Mevla’sıyla mulakamet eder. Rasulullah’( s.a.v)de orada hatırlar ona salata selam eder. Artik miracının sonuna gelmiştir. Son anini ganimet bilip Mevla’sından bazı isteklerde bulunur. Dünya ve ahiret islerinde kendisinin Rabbimize çok muhtaç oldugunu bilir. Her iki dünyasının iyiliklerle, güzelliklerle dolmasını Mevla’sından ister. Burada, Anne ve Babasını, Mü’min kardeşlerini unutmaz onları da hatırlar ve onlar icinde Rabbinden mağfiret talep eder.
O yüce makamdan, Mevla’sından ayrılmak istemese de artik ayrılık vakti gelmiştir. Mevla’sından kemali edeple hal diliyle izin ister. O, ayrılık ani çok zor bir andır. Bunun tarifi mümkün değildir. Bu ayrılış o kadar zordur ki, bir annenin evladını kaybettiği acıdan daha zordur. Bu hali yasayanlar bilir. Yine Mevlana (ks) hazretlerinden bu ayrılık anını dinleyelim: Musalli (namaz kılan kimse) selam verirken, sağ tarafına enbiya ve büyük zatlar canibine yüzünü çevirir… Hal lisanıyla, Ey manevi sultanlar! Şefaat edin ki bu leimin ( alçak ve zelil olan) ayağı da, kilimi de çamura batıp, kalmıştır der…
Nebiler (lisanî hal ile) derler ki: çare günü gitti. Çare orada, yani dünyada idi. Simdi o çare aleti kayboldu.
Bu sefer musalli (mahzun bir halde) yüzünü soldan tarafa ve hısımı, akrabası cihetine çevirir. Onlar (lisanî hal ile) derler ki: Sus, efendi, cevabini ALLAH(cc)’a söyle, biz kim oluyoruz. Bizden elini çek ve ümidini kes… O Zavallı adam herkesten ümidini kesince iki elini birden duaya kaldırır ve söyle der: İlahi! Herkesten ümidim kesildi. Evvelde sensin, Ahir de sensin…

Okuyan ve düşünen düşüncesini açıklıyana teşekkür edeni gördünümüz mü? Ya aklı başında buluşları olanlara kim sahip çıktı ve ödüllendirdi. Zeki ve bu ülkeye faydalı olacak yetişmiş insanları faili meçhullerle heba edenler bu ülkenin sahibi olduğunu sanan katiller gürühu değil miydi.
Hasılı okuyan ve düşüneni ve ona uygunda konuşanı seven varsa oraya gidelim. Ağzı olan konuşuyorsa da bu ülkede silahı olan da, bir gün gelip susturuyor… Ağzın değil silahların konuştuğu bir ükede eğer silahlı bir kuvvetin yoksa, susmak gibi bir erdeme sahip olursan, daha çok yaşarsın.Faili meçhulmuş, sevsin zebaniler, katilleri koruma ve kollama görevini üstlenenleri…
Öğrencilerin sokakları doldurup slogan atması,eğitimin gelindiği noktanın yansıyışıdır.
Kimse Şehitler üzerinden edebiyat,siyaset ve hameset nutku atma terbiyesizliği yapmasın. Cenazelerde ki kepazelik ortada: İslami edebe aykırı olarak,Şehidin ruhunu rencide eder vaziyette sloganlar… Hayır bu bir tür bilinç gösterisi olamaz..
Olsa Olsa bilinçsizlik ve bilgisizliğin edebsizliğe dönüşünün göstergesi olabilir…
Şehidler için, içi yanıp bir kere tek başına kalınca, gözyaşı dökmeyenlerin sloganları ne şehide,ne de bu ülkeye fayda sağlar.
Yanan yüreklere saygı, Şehide saygı,ülkeye ve onun bütünlüğüne de saygıyı geliştirir. Konuşarak söylemektense,susarak konuşmak daha tesirli ve edeblicedir.
Sivas katliamını ağzına dolayanların vatanperver ve gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Başbağları yanında anmıyorsa, o insan bilerek ve kasten idelojik faşistlik yapıyor demektir. Başbağlar Katilleri ellerini kollarını sallayarak buülkede gezerken, haksız bedelleri hukuksal olarak bir öc alma ve bedel olarak karar veren hukuğun ideolojik faşizanlığını da tarih yazdı ve yargılayacaktır.
Köle Olmayacağız
Aliya İzzetbegoviç
20. yüzyılın en büyük dramlarının yaşandığı Bosna Hersek, bilge devlet adamı İzzetbegoviç’in önderliğinde kendini toparlamış, ayağa kalkmış ve Avrupa’nın göbeği sayılabilecek bir coğrafyada hayatiyet kazanmıştı. Devlet adamı olmanın çok ötesinde bir kimlik çizen İzzetbegoviç, düşünce ufkuyla sadece Bosna halkı için değil, tüm İslâm dünyası, hatta Batı dünyası için bile büyük öneme sahiptir.Elinizdeki kitapta, bu bilge devlet adamının gerek Bosna Hersek, gerekse tüm İslâm dünyası ile ilgili temel sorunlar ve bu sorunların çözümlerine ilişkin “bilgi ve hikmet” penceresinden baktığı görüş ve düşünceleri yer almakta. Muhtelif zaman ve zeminlerde yapılmış konuşmalar ve kaleme alınmış makaleler, 21. yüzyılda tetiklenmeye çalışılan “medeniyetler savaşı” kaosu için neler yapılabileceğine dair ipuçları da içeriyor.
Biz, inandığımız şeyden bahsedilince öyle heyecanlanırız ki, bizi gözetleyen insanlar bu inanç uğrunda başarıncaya dek dağları devireceğimizi, canımızı, malımızı feda edeceğimizi, her türlü zorluklara katlanacağımızı ve kahramanlıklar göstereceğimizi zannederler.
Fakat sözün tesiri geçip topluluk dağılınca imanımızı tamamen unutur ve fikirlerimizden uzaklaşırız. Bu yolda en basit bir mücadeleye girişmeyi bile aklımıza getirmeyiz.
Bu unutkanlık ve gaflet o derece büyür ki, bazen fikirlerimizin tam zıddını kasden veya gayr-i ihtiyâri isteriz.
Hasan El Benna / Davanın Esasları
———————————————–
Enesini dikenler ümmetin tevhidini yıkanlardır.Kendi tevhidleri de yıkılanlardır
Kardeşliği yıkarak tevhidi ikame etmiş ve imanı tevhide etmiş olamazsınız.
Davayı kendi şahsi dava yerine herkesin davası saymak lazım..
Ümmetin davasına sahip ve derdinde olan liderler lazım…
Kendi rahatında,kendi çıkarlarını müstevli emellerle tevhid eden,bilgili şeytanların ardından gitmeden,beyinleri yöneten emperyalizmin kıskacından ümmeti çıkaracak yegane ihtiyacımız gerçek liderlerin çıkma vakti geldi geçiyor…
Bu vesileyle,Şehid Hasan El-Benna’yı rahmetle anıyor.Zalimlere de Allah ve Meleklerin lanetine uğramalarını diliyorum…
Teşekkürler Şehidler kervanında olan bu şahsiyeti bize tekrar hatırlattığın için…
Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara…