Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » 2007 » Nisan

Baykal gizli bir sağcı mı?

Tarih: 30 Nisan 2007 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Yıllar evvel gazeteci Fehmi Koru bir köşe yazısında, tarihsel süreçlerine baktığımda, politikalarını ve düşünce yapılarını değerlendirdiğimde, sanki Ecevit sağcı, Demirel solcu gibi bir izlenim ediniyorum demişti. Ekrandan cumhurbaşkanlığı oylamasını seyrederken, yıllar evvel okuduğum bu satırlar geldi aklıma. 

 Meclis’teki boş CHP sıralarına baktım.  CHP’nin içine düştüğü hali düşündüm. 

Halkın vekâletini halkın Meclisinde milletten sakındıran tabloyu ibretle izledim. Bunlar halktan hangi görevi yapmak üzere sorumluluk aldılar, şimdi nerdeler diye düşündüm 

 Vekillerini milletten, milletin meclisinden kaçıran dünyanın neresinde böyle bir anlayış var dedim.  Halksız bir Cumhuriyet Halk Partisi var karşımızda. 

 Halkın değerleriyle kavgalı parti var.  Baykal, Erdoğan ve ekibini devletin kurumlarıyla kavgalı olmakla itham ediyor ama partisinin halkın değerleriyle kavgalı olmasını gündeme getirmiyor. 

Halkını cumhuriyetten uzak tutmaya çalışan, cumhuriyetin kurumlarını halkın tercihlerinin üzerine salmaya çalışan partiyi ibretle seyrediyoruz.  Derebeylikle parti yönetme anlayışı içinde olan bir yaklaşım var karşımızda. Statükocu zihniyetin zirve yaptığı bir parti… Halksız bir halk partisi… 

Baykal halka sırtını döndü, cumhuriyetin kurumlarından destek arayarak politika yapma anlayışına döndü. Kimi zaman askeri çevrelere bakınıyor neredesiniz diye, kimi zaman Meclis’in görevini yapma işini Anayasa Mahkemesi’nden bekleme çabasına döndü.  Ben de ekrandan seyrediyorum Meclis’teki cumhurbaşkanlığı oylamasını, başta Baykal olmak üzere CHP’li vekiller de… İyi de nerde kaldı vekâlet… Meclis’teki mesaiye gelmeden nasıl tıkır tıkır işliyor yevmiyeler. Yoksul halktan toplanan vergilerle sizlere ödenen maaşlar nasıl da rahatlıkla inebiliyor kursaklardan. 

Bugün sizi oraya gönderen halk, hayır oyu verseniz bile, sizi orada görmek isterdi. Sanki görevi bu… 

Ama haksızlık etmeyelim.  Eğer Baykal’ın misyonu sahiden bitirmekse solu, görevini hakkıyla yapmadığını kim iddia edebilir ki? 

Sanırsınız ki, Soğuk Savaş dönemi bittikten sonraki süreçte küresel aktörler Baykal’a gizli bir misyon yüklemişler de, “yeniden aç şu CHP’yi, solun başına geç ve Türkiye’deki solu da sen bitir” demişler. Hani deseler, ancak bu kadar güzel yapılabilirdi bu görev. Nitekim Başbakan Erdoğan maden bulmuş gibi, yüklendikçe Baykal’a yükleniyor. Zannedersiniz ki aralarında gizli anlaşma var. CHP tavırlarıyla AKP iktidarını ayakta tutuyor, AKP de CHP parti yönetiminin parti başındaki iktidarını pekiştirecek salvolarla onlara karşılık veriyor.  

 İsmail Cem’in cenazesinde solun önde gelen aktörleriyle beraberdik. Sohbetimiz sırasında dedim ki, iptal olmalı bir sonraki seçimler… Neden ki dediler… Seçim neden yapılır. Başarısız olan siyasetçiler gitsin, yenileri gelsin diye. Seçmen işini yapanı ayakta tutar, işini yapmayana yol verir. Baykal kaçıncı defadır partisinin başında genel başkan olarak seçime gidiyor, bileniniz var mı dedim. Millet mecbur mu her defasında Baykal’a oy vermeye… Gül’ü Çankaya’ya aday gösterdi diye Başbakan Erdoğan’ı Çankaya’ya atama yapmakla suçlayan Baykal, tüm başarısızlığına rağmen neden partinin başından ayrılmadığını, başkalarına fırsat vermediğini nasıl izah edebiliyor.  Ve sol giderek eriyor. 

 Baykal sayesinde eriyor.  Baykal’ı anlarım da, Anavatan ve DYP’nin daha ustaca bir strateji ile neden daha iyi bir Çankaya yol planı ile hareket edemediklerini anlayamam. Onu da daha sonra ele alalım. 

 Ama yazık ki, seçmen bu seçimde de sanki bir testmiş gibi eski sınav sorularını çözmek zorunda kalacak.  Olan da yine millete olacak. 

Prof. Dr. Osman Özsoy  Haber7

  • Cumhuriyeti Yaşatmak, ‘Kutsal Görevimiz’ mi?

    Tarih: 30 Nisan 2007 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

    1930'larda bir Cumhuriyet töreni

    Son günlerde İstanbul’da araba kullananlar otobanların üzerinde görkemlice uzanan şu cümleyi fark etmiş olmalılar: “En kutsal görevimiz, Cumhuriyet’i yaşatmaktır.” 

    Bu cümleyi içeren dev afişlerin Cumhuriyet Bayramı’nı idrak ettiğimiz günlere daha bir anlam katmak için asıldığı belli. Bu bayramın önemine ise denebilecek hiç bir şey yok; aksine hepimize alabildiğine kutlu olsun. Ama Cumhuriyet’i yaşatmanın tüm vatandaşlara “en kutsal görev” olarak belirlenip ilan edilmesi üzerine biraz düşünmekte yarar var.  

    Belki bu belirleme 1920′li veya 30′lu yıllar için yerinde ve hatta gerekliydi; ama günümüzün çok renkli toplumuna pek uymuyor. Cumhuriyet’in vatandaşları binbir türlü farklı dünya görüşüne sahip ve hepsinin kendine göre farklı “kutsal görev” tanımları olabilir — veya hiç olmayabilir de. 

    Örneğin dindar bir Müslüman için hayattaki en kutsal görev, şu veya bu “siyasi antite”yi yaşatmak değil, Allah’a ibadet etmektir. Kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir vatandaş “emekçi sınıfını” sömürüden kurtarmayı; hümanizmi ağır basan bir diğeri tüm insanlığın ortak mutluluğuna hizmet etmeyi kutsal görev sayabilir. Bu durum, bu insanların Cumhuriyet’i sevmedikleri veya onu yaşatmak istemedikleri anlamına da gelmez. Sadece bunu “en kutsal görev” saymadıkları anlamına gelir.  

    Bazı okurlar “canım bunda bu kadar büyütecek ne var, kast edilen Cumhuriyet’e sahip çıkmak, tabi ki bunu her vatandaş yapmalı” diyebilir. Ancak mesele o kadar basit değil. Çünkü siyasi mesajların altında, siyasi anlayışlar yatıyor. 

    “En kutsal görevimiz, Cumhuriyet’i yaşatmaktır” mesajının altında yatan anlayışa göre, devletin vatandaşları için kutsal amaçlar ve dünya görüşleri belirleme hakkı var. Böyle olunca da, devletin, belirlediği amaçlara ve görüşlere inanmayan vatandaşları “tehdit” olarak algılaması kaçınılmaz. Nitekim eskiden beri öyle yapıyor; o vatandaşları takip ediyor, fişliyor, gerektiğinde de bir şekilde hadlerini bildiriyor.  

    İşin garip tarafı, bunun aslında devlet için de zararlı olması. Çünkü “iyi vatandaş” olmanın çıtasını çok yüksek tutan — kendisinin “kutsallığı” üzerine kurulu bir ideolojiyi benimsemeye bağlayan — devlet, kendi tabanını daraltmış oluyor.  

     

    Vatandaşlar Devlet İçin Değil, Devlet Vatandaşlar İçin Var 

    Aslında Türkiye son yıllarda hızlanan demokratikleşme süreci ile, bu otoriter devlet anlayışından önemli ölçüde uzaklaştı. Ama daha gidilecek çok yol var. Bu yolun en önemli zihinsel dönemeci ise, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi doğru tarif etmek. Vatandaşlara, “ey tebaam, sizin en kutsal göreviniz beni yaşatmaktır” diyen bir Cumhuriyet yerine, onlara özgürlük, hukuk ve hizmet veren ve böylece rızalarını kazanan bir Cumhuriyet anlayışının yerleşmesi gerekiyor. Anlamamız gereken, vatandaşların devlet için değil, devletin vatandaşlar için var olduğu. Ve vatandaşların kendi kutsallarını belirleme hakkına sahip oldukları… 

    Bu dönüşüm, Cumhuriyet’in bekası için de gerekli. Eğer vatandaşlara “kutsal görev” yerine güven verilirse; örneğin ödedikleri vergilerin siyasetçi-bürokrat-mafya kumpaslarıyla hortumlanmadığını; bu vergilerle maaşları ödenen bazı polislerin işkence ve kötü muameleyi adet haline getirmediğini; aynı vergilerle inşa edilen Çocuk Esirgeme Kurumları’nda sadistlerin kol gezmediğini; veya milletin temsilcisi olan TBMM’nin bir takım atanmışlarca by-pass edilmediğini bilirlerse; kısacası “devlet” denen o ucu-bucağı bilinmeyen dev mekanizmanın gerçekten de şeffaf ve hukuka bağlı olduğuna kanaat getirirlerse, Cumhuriyet’in ayakları yere çok daha sağlam basacaktır.  

    Belki o zaman sokaklarımızdaki bayram afişleri de değişebilir. Örneğin, “En kutsal görevimiz Cumhuriyet’i yaşatmaktır” yerine şöyle denebilir: “Cumhuriyet’in en kutsal görevi vatandaşlarını mutlu yaşatmaktır”.  

    MUSTAFA AKYOL[29 Ekim 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

  • ‘Merkez Sağ’ın Alçalışı

    Tarih: 30 Nisan 2007 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

    Ağar ve Mumcu

     

    Anavatan ve Doğru Yol partilerininin liderleri, Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar, bugün ard arda yaptıkları açıklamalarla Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmayacaklarını bildirdiler. Böyle yapmakla da, her ne kadar kendilerini CHP’den ayrıştıran laflar etseler de, fiilen CHP safına geçtiler. “CHP zihniyeti”nin uydurup savunduğu “laik hile-i şeriye”ye, yani “367 oyunu”na dahil oldular.Sayın Ağar’ın son dönemde demokratik ve liberal bazı çıkışları olmuş, bunları takdirle izlemiştim. Ancak kanımca hem o hem de Mumcu, bu son kararlarıyla partilerinin tarihine karar birer leke sürdüler. Millet, vekillerini, Meclis’i çalışamaz hale getirsinler ve bürokratik oligarşiye kurban etsinler diye seçmez. Hele de merkez sağ seçmeni, o niyetle oy vermez. Çünkü merkez sağ, “Yeter, Söz Milletindir!” diyen bir geleneğin uzantısıdır. Oysaki bugün Ağar ve Mumcu, “Hayır, Söz Oligarşinindir!” diyenlerin safında yer aldılar. Yazık oldu…

  • G.Kurmay’dan zaman ayarlı bomba!

    Tarih: 30 Nisan 2007 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

     Hiç bir şey tesadüf değil! MUMCU’nun ve AĞAR’ın tavırlarının sebebi gece yarısı anlaşıldı! Namlunun ucunu gören bu iki lider, parti geleneklerine ihanet ettiler! Meclis’i terk ettiler!! KAÇTILAR!! Kariyerini felaketler ve krizler üzerine kuran, her daim sırtını cuntaya dayayarak, milleti sırtından vuran Baykal’ın kurduğu tezgaha düşerek, partilerinin demokratik geleneğine ihanet eden MUMCU ve AĞAR’ın dünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde neden millet iradesini hiçe saydıkları geç saatlerde gelen Genel Kurmay’ın sanal dünyadaki sitesinden yapılan açıklamayla daha da netleşti!! BAYKAL, MUMCU VE AĞAR’ın, cuntayla ortaklaşa kurulan tezgahın birer dişlisi oldukları ortaya çıktı!! 

    Millet iradesine konacak olan ipoteği önceden bildikleri için Genel Kurul’a katılmadılar!! İşbirliklerini, partilerinin milletten alacakları şamarla sandıkta gömüleceklerini bile bile sürdürdüler.. 

    AKP oylarıyla Meclis’e giren ve daha sonra istifa edip demokrasi, çoğulculuk söylemleriyle ANAP’ın başına geçen MUMCU’nun söylediklerinin tamamen ‘zırva’ olduğu, namlunun ucunu görünce saklanarak parti merkezinin kapılarını kilitlemesinden belli oldu!! AĞAR ise, dünden itibaren artık ELAZIĞ’ın sınırlarına bile giremeyeceğini çok iyi bildiği halde, önüne konan geçmişine ait kirli dosyalarının başına açacağı dertleri çok iyi bildiğinden, GÜNİZ sokak sakinin de talimatlarıyla CUNTA’yla işbirliği yapması kaçınılmaz dı!! 

    GENELKURMAY’DAN HALEN YAYIN ORGANLARINA GÖNDERİLMİŞ RESMİ BİR AÇIKLAMA YOK!! SİTELERİ HACKLENDİ DE, BİRİLERİ BÖYLE BİR MESAJ MI KOYDU SİTEYE?? 

    Web sitesinde yayınlanan TEKNO DARBE ile alakalı G.Kurmay’dan şu saate kadar resmi bir açıklama gelmedi! Buna rağmen, ABD sert çıktı, Avrupa parlementosu ‘imkansız’ dedi..  Özde mi Sözde mi Demokrat? 

    GECENİN İLK DAKİKALARINDA GENELKURMAY’ıN WEB SİTESİNDE YAYINLANAN VE BİZİM ‘ACABA GENELKURMAY’ıN SİTESİNİ Mİ HACKLEYİP BÖYLE BİR TEKNO MUHTIRA AÇIKLAMASI KOYDULAR’ DEDİĞİMİZ GELİŞME HAKKINDA GENELKURMAY’DAN HALEN RESMİ BİR AÇIKLAMA İSE YAPILMADI!! BUNA RAĞMEN AVRUPA VE ABD’DEN SERT AÇIKLAMALAR GELDİ.. 

    NAZLI ILICAK KATILDIĞI CANLI YAYINDA BU BİR MUHTIRA YA DA DARBE GİRİŞİMİYSE BUNU KINIYORUM.. HADİ BAKALIM MEDYA, SİYASET VE ORDU İÇİNDEKİ KİŞİLER ÖZDE Mİ YOKSA SÖZDE Mİ DEMOKRAT OLDUKLARINI GÖSTERSİNLER’ DİYEREK CESUR VE KAHRAMANCA BİR AÇIKLAMA DA BULUNDU… TÜRKİYE KAMUOYU, WEB SİTESİNDE YER ALANBU AÇIKLAMA GENELKURMAY’A AİT Mİ DEĞİL Mİ BİLMEK İSTİYOR!! 

    AMAÇ ANAYASA MAHKEMESİNE CHP’NİN SUNDUĞU İTİRAZIN MAHKEME ÜYELERİNCE KABUL EDİLMESİNİ Mİ SAĞLAMAK:: YOKSA! 

    HÜKÜMETİ ERKEN SEÇİME Mİ ZORLAMAK?? TAYYİP ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETİ NASIL BİR KARŞILIK VERECEK?? 

    GENEL KURMAY BAŞKANINI GÖREVDEN Mİ ALACAK YOKSA SEÇİM TARİHİ Mİ AÇIKLAYACAK???  AYDINLAR, MEDYA, SİYASET, İŞ VE SANAT DÜNYASININ DEMOKRATLARI BAKALIM NE KADAR ÖZDE VE NE KADAR SÖZDE DEMOKRATLAR BİR KEZ DAHA GÖRECEĞİZ!!! habervakti

  • ŞOK OLACAKSINIZ!!!

    Tarih: 30 Nisan 2007 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

    Muhtıra Metnin’de, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet İlker Başbuğ’un adının yeraldığı haberimize, yeni bir bilgi ekliyoruz!!! Muhtıra ne zaman HAZIRLANDI? İşte yanıtı: Habervakti.com’un ortaya çıkardığı MUHTIRA’yı kimin hazırladığıyla alakalı haber kamuoyunda büyük yankı buldu! Muhtıra Metnin’de, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet İlker Başbuğ’un adının yeraldığı haberine, yeni bir bilgi ekliyoruz!!! TEKNO DARBE’YE! TEKNO DEŞİFRE! Habervakti.com, belki de yıllarca konuşulacak bir haberciliğe imza atarak MUHTIRA’nın altında yatan gerçekleri deşifre etmiş! MUHTIRA’yı kim hazırladı sorusunu, Genel Kurmay’ın muhtırayı yayınladığı web sitesinin sayfa kodlarını çözerek yanıtlamıştı!!   

    HABERİMİZDE MUHTIRA’NIN ARKASINDAKİ İSMİN Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet İlker Başbuğ olduğunu açıklamıştık..Muhtıranın altındaki imza! Genelkurmay başkanlığının www.tsk.mil.tr adresli web sitesine girdik. Dün geceden bu yana sadece Türkiye’yi değil dünyayı uğraştıran muhtıranın yayınlandığı sayfanın kodlarına bir bakalım dedik.. Sayfa: http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2007/a08.htm İşte ortaya çıkan ilginç gerçek:

    (sayfa düzenini bozduğu için kodları en alta yapıştırdık ) Muhtıra’nın arkasındaki ismi deşifre ettiğimiz  GELELİM BUGÜN’ÜN ÖNEMLİ ŞOK HABERİNE!! Geçtiğimiz ay, NOKTA dergisi’nin kapatılmasına kadar varan bir süreçle yattık, kalktık!! NOKTA Dergisi, eski Deniz Kuvvetleri Komutan’ı ÖZDEN ÖRNEK Paşa’ya ait olan günlüğü yayınlamış ve kamuoyuda öğrenmişti ki, 2004 yılında tam 2 darbe atlatmışız!!! Büyükanıt Paşa daha sonra yaptığı Basın Toplantısında arşivlere baktırdığını ama böyle bir kayıtlı evrağın olmadığını duyurmuştu!! O evrak’ın MUHTIRA DUYURUSU dün gece piyasaya çıktı!!  Hem de GENEL KURMAY’IN WEB SİTESİNDE.. HEM DE DARBE MUHTIRASI OLARAK.. 

  • Sonraki Sayfa »