Baykal gizli bir sağcı mı?
Yıllar evvel gazeteci Fehmi Koru bir köşe yazısında, tarihsel süreçlerine baktığımda, politikalarını ve düşünce yapılarını değerlendirdiğimde, sanki Ecevit sağcı, Demirel solcu gibi bir izlenim ediniyorum demişti. Ekrandan cumhurbaşkanlığı oylamasını seyrederken, yıllar evvel okuduğum bu satırlar geldi aklıma.
Meclis’teki boş CHP sıralarına baktım. CHP’nin içine düştüğü hali düşündüm.
Halkın vekâletini halkın Meclisinde milletten sakındıran tabloyu ibretle izledim. Bunlar halktan hangi görevi yapmak üzere sorumluluk aldılar, şimdi nerdeler diye düşündüm
Vekillerini milletten, milletin meclisinden kaçıran dünyanın neresinde böyle bir anlayış var dedim. Halksız bir Cumhuriyet Halk Partisi var karşımızda.
Halkın değerleriyle kavgalı parti var. Baykal, Erdoğan ve ekibini devletin kurumlarıyla kavgalı olmakla itham ediyor ama partisinin halkın değerleriyle kavgalı olmasını gündeme getirmiyor.
Halkını cumhuriyetten uzak tutmaya çalışan, cumhuriyetin kurumlarını halkın tercihlerinin üzerine salmaya çalışan partiyi ibretle seyrediyoruz. Derebeylikle parti yönetme anlayışı içinde olan bir yaklaşım var karşımızda. Statükocu zihniyetin zirve yaptığı bir parti… Halksız bir halk partisi…
Baykal halka sırtını döndü, cumhuriyetin kurumlarından destek arayarak politika yapma anlayışına döndü. Kimi zaman askeri çevrelere bakınıyor neredesiniz diye, kimi zaman Meclis’in görevini yapma işini Anayasa Mahkemesi’nden bekleme çabasına döndü. Ben de ekrandan seyrediyorum Meclis’teki cumhurbaşkanlığı oylamasını, başta Baykal olmak üzere CHP’li vekiller de… İyi de nerde kaldı vekâlet… Meclis’teki mesaiye gelmeden nasıl tıkır tıkır işliyor yevmiyeler. Yoksul halktan toplanan vergilerle sizlere ödenen maaşlar nasıl da rahatlıkla inebiliyor kursaklardan.
Bugün sizi oraya gönderen halk, hayır oyu verseniz bile, sizi orada görmek isterdi. Sanki görevi bu…
Ama haksızlık etmeyelim. Eğer Baykal’ın misyonu sahiden bitirmekse solu, görevini hakkıyla yapmadığını kim iddia edebilir ki?
Sanırsınız ki, Soğuk Savaş dönemi bittikten sonraki süreçte küresel aktörler Baykal’a gizli bir misyon yüklemişler de, “yeniden aç şu CHP’yi, solun başına geç ve Türkiye’deki solu da sen bitir” demişler. Hani deseler, ancak bu kadar güzel yapılabilirdi bu görev. Nitekim Başbakan Erdoğan maden bulmuş gibi, yüklendikçe Baykal’a yükleniyor. Zannedersiniz ki aralarında gizli anlaşma var. CHP tavırlarıyla AKP iktidarını ayakta tutuyor, AKP de CHP parti yönetiminin parti başındaki iktidarını pekiştirecek salvolarla onlara karşılık veriyor.
İsmail Cem’in cenazesinde solun önde gelen aktörleriyle beraberdik. Sohbetimiz sırasında dedim ki, iptal olmalı bir sonraki seçimler… Neden ki dediler… Seçim neden yapılır. Başarısız olan siyasetçiler gitsin, yenileri gelsin diye. Seçmen işini yapanı ayakta tutar, işini yapmayana yol verir. Baykal kaçıncı defadır partisinin başında genel başkan olarak seçime gidiyor, bileniniz var mı dedim. Millet mecbur mu her defasında Baykal’a oy vermeye… Gül’ü Çankaya’ya aday gösterdi diye Başbakan Erdoğan’ı Çankaya’ya atama yapmakla suçlayan Baykal, tüm başarısızlığına rağmen neden partinin başından ayrılmadığını, başkalarına fırsat vermediğini nasıl izah edebiliyor. Ve sol giderek eriyor.
Baykal sayesinde eriyor. Baykal’ı anlarım da, Anavatan ve DYP’nin daha ustaca bir strateji ile neden daha iyi bir Çankaya yol planı ile hareket edemediklerini anlayamam. Onu da daha sonra ele alalım.
Ama yazık ki, seçmen bu seçimde de sanki bir testmiş gibi eski sınav sorularını çözmek zorunda kalacak. Olan da yine millete olacak.
Prof. Dr. Osman Özsoy Haber7



