Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » Kur'an-ı Kerim

Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinmek Mi?

Tarih: 29 Temmuz 2008 | Kategori: İslam Düşmanları, Editörün Yazıları, Kur'an-ı Kerim | Yazan: Hasan Ahmet

Herkesin mübarek mirac kandilini tebrik ederim.

Özellikle bir ayetten yola çıkarak bizlere yobaz diyenler ve dinimize tan eden cehennem kütüklerine seslenmek istiyorum…

Siz yahudi ve hristiyanları dost ittihaz edebilirsiniz. Sizin inancınız ameliniz buna müsaittir. Yaşantınız ve amelinize de buna saygım var. Ama benim değil. Ben Yahudi ve Hristiyanları dostlar kabul etmeminin ümmete zarar verdiğine inanıyorum. İmanlara zarar verdiğine de…

Sizin sömürüye diyecek bir şeyleriniz yoksa İslama dil uzatma şeref düşkünlüğünüzün olmasına şaşmıyoruz.

Ülkeyi idare edenlerin ve Osmanlıyı da yıkıp bizi sömüren ve sömürüyü düzenleştiren Yahudi ve Hristiyan işbirlikçilerinin yanında durmanıza şaşmamak gerekir. Size şaşmıyorum. Size güzel dini, anlatamayan bizlerin suçu büyük… Bize dinimizi anlatanlar gizli kardinaller oldukça…

Sizin din telakkinizin de, Kuran dışında oluşmasına şaşmıyorum. Kuran’a inandığını söyleyen niceler var ki, Allah ve peygambere bühtan içindeler.

Kuran’ı gizli kardinallerden öğrenirken, açıpta Allah gerçekten böyle “hocaefendi”nin söylediği gibi mi, söylemiş diye bakmaya tenezzül etmeyenlere Allah da ahirette tenezzül etmeyecektir.

Yazık!! İslam içinde olup ta ayağı cehennem çukuruna yuvarlananlara… Zaten kafirlere diyecek bir şeyimiz olamaz. Onlar için hazırlanmış ateşin azabından bizleri korusun Rabbim!!

Selam ve saygılarımı sunuyorum.

Rabbimin sevgisini anlamayanlar ve ondan da merhametli olduğunu sananlar, gerçek zavallılardır…

Aşkı Allah’tan kopuk olanların, Allaha aşkları olamaz ki…

Aşkı Allaha olanların onun cemali için elinden Kuran düşmüş olamaz ki…

Hz Ali(ra) Diyor ki:

“Kim ki Kuran bilmedi bil ki dünyaya gelmedi”

Kuranı yüzünden okumayı, Kuran’ı bilmek olarak addedenlerin de  vay haline….

Allah Müminlerin dostudur, Kafirlerin değil….

  • Bi(r) Ümid

    Tarih: 05 Temmuz 2008 | Kategori: Kur'an-ı Kerim | Yazan: Yasemin

    Bi(r) Ümid

    “Günahım hadden efzûndur
    Bana rahmeyle Allah’ım”

    İnsan nisyanla mâlûl! Lâkin unutulan, Kâinatın Yaratıcısı, âlemlerin asıl varlık sebebi Cenâb-ı Hak olunca; netice hüsran, netice figân…

    Allâh’ım, nefsimizin fısıldadığı her kötülüğü, Sen hakkıyla bilensin, Sen «el-Alîm»sin.
    “Sizler içinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan yine sizi hesâba çeker.” (el-Bakara, 284)
    Allah’ım, ruhumuzun arayışındaki incecik yönelişlerden Sen haberdarsın, Sen «el-Habîr»sin.
    “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (Hadid, 4)
    Allâh’ım, damarlarımızda dolaşan her zerreye Sen şâhitsin.
    “Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 16)

    Yâ Rab!..
    Hangi köşeye gizlensem, hangi karanlığa hapsetsem günahımı, Sen’in nazarından, Sen’in nûrundan kaçıramam nefsimi ve nefsimin fısıldayışlarını!.. Güneşin ziyâsına dağ bile zevâl veremezken, bu âciz varlığımı Zât’ından nasıl gizli tutayım? Varlığım, Sana bunca yakınken, hangi ırak beni Sen’den uzak kılsın ki? Buna rağmen günahkârım; bunca “âşikâr”a karşı günahlardayım…
    Yûnus Emre Hazretleri, gönlünde «el-Basîr» olanın tecellîsi, boynunda şeyhinin emrini yerine getirememenin ağırlığı, elinde kalbî sâfiyetinin işareti olan tavuk ile çıkarken Taptuk Emre’nin karşısına, nasıl bir nasihat bırakıyor bizlere; düşündükçe utanırım her hâlimden! Allah’ın Basar sıfatını zerrelerinde hissederek mübah olanı dahî terk eden Yunuslar’a mukabil, bizler Allâh’ın rızasına muhâlif hatalara -kimselerin görmediği zannıyla- nasıl bir gafletle râm oluveriyoruz?.. İşte günâhın sırrı, unutmak!..
    “Allâh’ı unutan ve bu yüzden Allâh’ın da onlara kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (el-Haşr, 19)
    Allah’ım, nefislerimizi Sen’den gâfil olmaktan koru!.. Yoldan çıkanlardan değil, yola revân olanlardan eyle bizi! Hatalarımıza bakıp da, bizleri gözden çıkarılanlardan eyleme!
    “Rabbim! Eğer Sen’in merhametini yalnız sâlih kullarının ümid etmesi gerekiyorsa mücrimler kime gidip sığınsınlar? Ey ulu Allâh’ım! Eğer Sen yalnız has kullarını kabul ediyorsan mücrimler kime gidip yakarsınlar?”
    Ve:
    “Çiçekler güneşli ve ıslak yerlerde açar.” derken Hz. Mevlânâ, nasıl davetkâr hüznün ve ümidin iç içe dönüp durduğu tevbe kapısına:
    «Gel!…» demede, «Ne olursan ol, gel!»
    Zira tevbe kapısı açık herkese… Tevbe edeceksen gel… O kapıya gelmek de bir nasib işte!
    Allâh’ım, yazmak, söylemek kolay; hatanın yangınını yürekte hissetmeyi lutfeyle! Gözyaşlarıyla günah yangınlarını söndürüp kalp bahçemizi yeşertebilmekle ikram et, şu âciz kullarına! Ve rahmet ümidinin sıcaklığıyla cennet iklimlerinden bereketlendir kalplerimizi!
    Günahımız çok, nisyânımız haddinden efzûn!… Lâkin ümidimiz, rahmetin!
    «Ârif olan, kusur ve kirlerini, kişinin önüne sermez.» (F. Attar) diyor velî kulun!..
    Yâ Rab, âriflerde tecellin bu ise, Zât’ındaki «es-Settar» sıfatının gölgesi altına al bizleri… Hani çocuk hatasını anlar da dudağını büker, bakamaz annesinin yüzüne; benim de yüzümü kaldıracak yüzüm yok… Lâkin:
    “-Kulumun zannı üzereyim!..” buyuran Yâ Rahmân, Yâ Settâr!
    Ve Rahîm olan Allâh’ım, îmansızlara dahî merhamet edip cömertçe nîmetler lutfeden Allâh’ım!.. Zâtından rahmet ümidi bekleyen şu âciz kullarını mahzûn eyleme.
    “Ey Rabbimiz, unuttuğumuz yahud hata ettiğimiz şeylerden dolayı bizi muâheze etme! Ey Rabbimiz bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, tâkat getiremeyeceğimiz bir şeyi bize yükleme!

     Bizleri af et, mağfiret et, bizleri rahmetin içine al! Sen bizim Mevlâ’mızsın! Artık kâfirler güruhuna karşı bize yardım et!” (el-Bakara, 286)
    Sana, yine Sen’in öğrettiklerinle sığınmadayız. Âciziz, câhiliz, nefsimize karşı zâlimiz… Sen her birimize ilim, amel ve nusret ihsan et, ey yüce Allah’ım!..
    Alan Sen’sin, veren Sen’sin, kılan Sen!
    Ne verdinse odur, dahî nemiz var?!

    (Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri)

  • Alışmak

    Tarih: 27 Haziran 2008 | Kategori: Kur'an-ı Kerim | Yazan: Yasemin

    23/1/2007 - ilmin Gayesi.. Hz. Ali (k.v.) buyurdu ki: *Büyüyüp Rabbimi tanımadan, küçük yaşta ölüp cennete girmek beni sevindirmezdi. Allahü Tealayı en iyi tanıyan kimse, haşyeti (Allah korkusu) en fazla, ibadeti en çok olan ve Allah rızası için nasihati en güzel yapandır!*  

    İlme duyulan şiddetli ihtiyaca gelince; nefsini ihlasla ilim talebine vakfet! Hedefin, ilmi ezberleyip nakletmek değil, anlayarak öğrenmek olsun. İlim tahsilinin büyük tehlikeleri bulunduğunu da bil! Kim insanların teveccühünü kazanmak, idarecilerin meclislerinde bulunmak, görüş sahiplerine karşı övünmek ve dünya menfaati elde etmek için ilim öğrenir ise, onun ticareti (ilim öğrenmesi) boşa gitmiştir.  Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurur: *Her kim ilmi, alimlere karşı böbürlenmek, sefihlerle münakaşa etmek veya insanların teveccühünü kazanmak için öğrenirse, Allahü Teala da onu ateşe sokar.* Sakın, şeytan gelip süslü sözlerle sana şöyle demesin: *Madem ki ilim öğrenmekte bu kadar tehlike var, onu terk etmek evladır!* Sakın böyle bir düşünceye saplanma!  Zira Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: *Mirac gecesi cehennem bana gösterildi ve oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm!* Dediler ki: *Ya Rasulallah! Mal yönünden fakir olanlar mı?* *Hayır, ilim yönünden fakir olanlar…* buyurdu.  İlim öğrenmeyen kimse, ne ibadetin ahkamını bilebilir ve ne de hakkıyla yerine getirebilir. Şayet bir kimse, ilimsiz olarak göklerdeki meleklerin ibadeti gibi Allahü Tealaya ibadet etse, hüsrana düşmekten kurtulamaz.  O halde araştırma, tekrarlama, okuma yoluyla ilim talebi için hemen kolları sıva! Tembellikten ve çabucak usanmaktan sakın. Aksi takdirde Allah ( c.c.) korusun, dalalet çukuruna yuvarlananlardan olursun!

  • Kur’an-ı Kerim

    Tarih: 20 Haziran 2008 | Kategori: Kur'an-ı Kerim | Yazan: Hasan Ahmet

    Kur’ân En Mühim Haberdir.(Sâd Suresi-67.Ayet)
     
    Bu Kur’ân Alemler İçin Bir Öğüttür.(Sâd Suresi-87.Ayet)
     
    Bu Kur’ân Sadece Bütün İnsanlar İçin Bir Derstir Evrensel Bir Mesajdır.(Yusuf Suresi-104.Ayet)
     
    İşte Kitap Şüphe Yoktur Onda.Rehberdir Hidayetin Ta Kendisidir Korunacak Muttâkilere.(Bakara Suresi-2.Ayet)
     
    İyi Bilin ki Bu Kur’ân Uydurulmuş Bir Söz Değildir Sadece Daha Önceki Kitapları Tastik Eden Dine Ait Herşeyi Açıklayan İman Edecek Kimseler İçin Hidayet Rehber ve Rahmet Olan Kitabullahtır.(Yusuf Suresi-111.Ayet)
     
    Sizin En Hayırlınız Yararlanmak İçin Kurân-ı Öğreneniniz ve Başkalarını Yararlandırmak İçin Öğreteninizdir.(Buhari)
     
    Evlâdına Kur’ân-ı Kerim’i Öğreten Babaya Kıyâmet Günü Sultan Tâcı Giydirilir.(Kenzü’l Ummâl)
     
    Kurân-ı Kerim’i Kendine Güçlük Verdiği Halde Kekeleyerek Okuyan Kimse İçin İki Misli Sevap Vardır.(Sahih-i Müslim)
     
    Kurân-ı Kerim’den Bir Ayet-i Kerime Cennette Bir Derecedir ve Evinizde Bir Kandildir.(Camiu’s Sağîr)
     
    Kul Kur’ân-ı Kerim’i Baştan Sona Okuyup Hatmederse Hatim Esnasında Altmışbin Melek Ona Rahmet Okur.(Muhtâru’l Ehâdis)
     
    Kur’ân Ehl-i ALLAH(c.c)Ehli’dir.(Ramuzû’l Ehâdis)
     
    Kur’ân-ı Öğreniniz Okuyunuz ve Okutunuz.(Tirmizi)
     
    Kur’ân-ı Kerim’i Okuyup Muhafaza Edeni ALLAH-u Teâlâ Cennetine Koyar ve Onu Kendilerine Cehenneme Girmek Vâcib Olmuş On Kişiye Şefaâtçi Kılar.(İbn-i Mâce)
     
    Enes Bin Mâlik(r.anha’dan):Efendimiz(s.a.v)ALLAH-u Teâlânın İnsanlardan Dostları Vardır Buyurdu:Ashab-ı Kiram Onlar Kimdir Ya Rasulullah Diye Sordu?Rasullah Kur’ân Ehl-i Olanlar ALLAH-u Teâlânın Dostları ve Seçkin Kullarıdır!Diye Buyurdular.(Nesâi)
     
    ALLAH-u Teâlâ Şöyle Buyuruyor:Kim Benden Birşey İstemek Yerine Kur’ân-ı Kerim’i Okursa İsteyenlere Verilenlerin Daha Fâziletlisini Ona Veririm ALLAH(c.c)’ın Kelâmının Diğer Sözlere Olan üstünlüğü ALLAH(c.c)’ın Mahlukâtına(Yarattıklarına)Karşı Olan Üstünlüğü Gibidir.(Hadisi Kudsi:Tirmizi)
     
    Muhakkak Bu Kur’ân-ı Azimüşşan Bir Ucu ALLAH-u Teâlâ’nın Yed-i Kudretinde Diğer Ucu da Sizin Elinizde Olan Bir İp Gibidir Öyleyse Ona Sımsıkı Sarılın Eğer Sarılırsanız Dalâlete ve Tehlikeye Düşmezsiniz.(Muhtâru’l Ehâdis)
     
    Kim Kur’ân-ı Kerim’i Gece Veya Gündüz Okursa Melekler Geceye Kadar Affı İçin Duâ Ederler.(Dârimî)
     
    Ümmetimin(Nâfile)İbadetlerinin En Fâziletlisi Kur’ân-ı Kerim Okumaktır.(Şihâbü’l Ahbâr)
     
    İçinde Kur’ân-ı Kerim’den Birşey Bulunmayan Kimse Harab Olmuş Ev Gibidir.(Feyzü’l Kâdir)
     
    Muhakkak Evlerin En Hakîri(Bereketi Az Olanı)İçerisinde ALLAH-u Teâla’nın Kitabından Birşey Bulunmayandır.(Et-Tergib ve’t Terhib)
     
    Seni Kötülükten Nehyettikçe(Uzaklaştırdıkça)Kur’an-ı Oku Seni Nehyetmiyorsa Sen Onu Okuyor Değilsin.(Muhtâru’l Ehâdis)
     
    ALLAH-u Teâlâ Cümlemize Kur’an Ahlâkı İle Ahlâklanmayı ve O Mübarek Ahlâk Üzerinde Yaşamayı Nasip Eylesin(Amin)
     
    Selam ve Duâ İle…(oku-yaz)  
     

  • Bakara Suresi Kur’an’ın özetidir

    Tarih: 01 Mart 2008 | Kategori: Kur'an-ı Kerim | Yazan: Hasan Ahmet

    Bakara Sûresi Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi ve Fatiha’dan sonra en faziletli sûre olarak kabul edilmekte olup, Kur’an’ın ayrıntılı bir özetidir.

    Bakara Sûresi Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret etmelerinden sonra inen ilk sûredir. Hicretten hemen sonra nâzil olmaya başlamış ve takrîben on yıla yayılan vahiy parçaları halinde devam etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Hacim itibarıyla Kur’ân’ın 1/12’sini teşkil eder. Fatiha Sûresi, Kur’an’ın mefhumunu kısaca özetle kapsadığı gibi, Bakara Sûresi de Kur’an’ın hükümlerinin çoğunu açıklamaktadır. Kur’ân’ın, ayrıntılı bir özeti durumundadır. Bu özelliğinden dolayı Fatiha Sûresi’nden sonra en faziletli sûre kabul edilmiştir. Bu yüce sûrenin Türkçe’de genellikle en meşhur ismi “Baş elif lâm mim” yahut “Büyük elif lâm mim”dir. Asıl özel ismi iki tanedir.

    Sûretü’l-Bakara,                Sûretü’l-Kürsî.

    İsrailoğullarının inek hikâyesi yalnız bu sûrede anlatılmış olduğundan dolayı bu isimlendirmeye sebep olmuştur ki, isimlendirmede inek hikâyesinin önemine özel bir uyarı vardır. el-Kürsî, Allah’ın kürsüsü demektir. Bu isim de en yüce âyetlerden olan “Âyetü’l-Kürsî”nin bu sûrede bulunmasındandır. Bunlardan başka bu sûrenin biri özel, biri ortak iki de lakabı vardır.

    Birincisi “Senâmü’l-Kur’ân”(Kur’ân’ın hörgücü), ikincisi “ez-Zehrâ”dır.

    Bu sûre, Medine’de inen diğer sûreler gibi teşri (hukuk) yönü ağır basan sûrelerdendir. Sûrenin genel muhtevâsı şöyledir: Namaz, hac, Ramazan orucu, zekât ve bütün sadakalar ve nafakalar, cihad gibi ibadetlerin prensiplerine, fitne, adam öldürme, içki, kumar, zina ve diğer bu gibi büyük günahları yerme ve yasaklamasına, kısas ve misillemenin meşru olduğuna, yetimler ve yetimlerin mallarına, evlenme, aybaşı gibi kadınların durumlarına, boşanma, iddet, nafaka gibi aile hukukuna, gerek ilim ve gerek silah ile savunmaya ve genel cihada ait hükümleri ihtiva eder. Ayrıca, hukukla ilgili esas prensipleri belirtmiş, hikmet ve iktisadî yardımlaşma hakkında teşviklerde bulunmuş, fâizi yermiş, karşılıklı borçlanma, adaletli kâtip (noter), şahitlik, rehin ve diğer muamelelerin prensiplerinden bahsetmiştir.

     Fatiha “Bizi doğru yola ilet” duasıyla bitiyordu. Bakara ise, “Bu bir kitaptır ve hidayettir” diye başlıyor.

    Bakara Suresi’ni Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) nasıl anlatıyor?  1. Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kim herhangi bir gecede Bakara Suresi’ni okursa, o sâyede kendisine cennette tâc giydirilir.”2. “Kur’an’ın en fazîletli suresi Bakara’dır.”

    3. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakara Sûresi hakkında şöyle buyurmuşlardır:             “Her şeyin bir senâmı -bir hörgücü, bir zirvesi- vardır. Kur’ân’ın zirvesi de el-Bakara Sûresi’dir”.

    4. Ebu Ümâme el-Bâhilî’den rivâyete göre kendisi, Rasûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) işittim, şöyle buyuruyordu demiştir: “Kur’an okumaya devam ediniz. Çünkü Kur’ân kıyamet günü okuyucularına şefaatçi olarak gelecektir. İki Zehrâyı (ay gibi parlak ve nurlu el-Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerini) okumaya devam ediniz. Çünkü bu iki sure kıyâmet gününde iki bulut kümesi yahut iki gölgeleyici yahut da gökyüzünde kanatlarını açmış saf saf iki alay kuş gibi gelecekler ve kendilerini okuyan kişileri hararetten, ateşten koruyacaklar, şefaat edeceklerdir. Bakara Sûresi’ni okuyunuz. Çünkü onu okumak bereket, terk etmek ise pişmanlıktır. Sihirbazlar ona güç yetiremezler.”

    5. Rasûlullah’a (sallallahu aleyhi ve selem) bir gün bir melek geldiği sırada, “Müjde, sana iki nur verildi ki, senden önce hiçbir peygambere verilmemişti. Bunlar Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin son âyetleri.” diye müjdelenmiştir.

    6.”Kim Bakara Sûresi’nin son iki ayetini geceleyin okursa bunlar kendisine yeter.”

    7. Kur’an âyetlerinin en yücesi olan Âyetü’l- Kürsî’nin bu surede yer almış olması da onun faziletini gösterir.

    8. “Her şeyin bir şerefi var. Kur’ân-ı Kerîm’in şerefesi de Bakara Sûresi’dir. Bu surede bir âyet vardır ki, Kur’ân âyetlerinin efendisidir : “Âyetü’l-Kürsî”.