Muazzam bir incelik hikayesi…
Muazzam bir incelik hikayesi…
(her ne kadar ‘tekerrür etmemesi niyetiyyle’ibaresinin altına yazmaktan hicap etsemde…)
“…Bizim kültürümüzde anlamak hem zihni bir işlemi hem kalbi bir hassasiyeti ifade eder.
…
Hicaz, Mekke, Medine gibi mübarek beldeleri içine alan geniş bir bölge. Hz. Peygamber’in soyuna hürmeten Mekke ve Medine kalelerine bayrak çekmemiş Osmanlı.… Bütün bunları elbette dünyevi dolayısıyla ‘deni’ bir pragmatizmle anlayamazsınız.Başka hiç bir eyalete tanınmayan bu özel imtiyazları, ‘dini duygu ve sembolleri kullanarak nufüz kazanma politikası’ şeklinde göstermeye çalışan ‘bilmsel’ izahlar vakıaya Osmanlı gibi bakamamanın, modern körlüğün, nasipsizliğin, kalp kararmışlığının tezahürü, yahut bir cibilliyet problemi olarak ciddiye alınabilir ancak.
Osmanlı’ya bağlandıktan sonra her yıl düzenli olarak hac mevsiminde Harameyn’e ulaşacak şekilde ‘Surre Alayı’ denilen özel bir birlikle Hicaz’a gönderilen para, altın, erzak gibi yardım ve armağanlar değişik açılardan inceleme konusu yapılmıştır.
Sürre alaylarını siyasi bir alışveriş, maddi bir diplomasi gibi anlar, develerin sırtındaki altın keselerinden gözünüzü alamazsanız, Osmanlı’yı, onun temsil ettiği soylu medeniyeti havsalanıza sığdıramadığınızı itiraf etmiş olursunuz.Zira surre alaylarının ‘paha’ya gelmeyen ‘munif’ fonksiyonları, narin yükleri vardır Osmanlı nezdinde…
Her recep ayının ortasında Üsküdardan yola çıkarılan surre alayında; …. deve, at ve katırların yükü, halılar, kumaşlar, murassa avizeler, şamdanlar, sırmalı hilatler, elmaslar, inciler, yoldaki çocuklara dağıtılacak renkli şekerler dışında (Efendimizin kabr-i saadetlerinin bakımı ve temizliği ile meşgul olanlara gönderilen feraşet çantaları vardır)
Nihayet bu kervan başka bir yükü, ama götürüp getireceği bir yükü daha taşımaktadır.Hayvanların üzerlerinde muhafazalı bir şekilde yerleştirilmiş küçük cam kavanozlardır bunlar.İçlerinde mürekkep vardır.evet bilidğimiz yazı mürekkebi.
Muhtemelen haftalar önce, halis bezir yağı yakılarak biriktirilen is, kuş tüyü ile toplanmış, fırınlanmış, sonra arap zamkı, nar kabuğu suyu ve daha bir sürü ecza ile kaynatılmıştır. Güzel kokması için gül suyu ilavesi de unutulmamıştır bu arada.
Ama hala mürekkep değildir bu karışım; henüz terkibini bulmamıştır.çok uzun bir süre belki aylarca, ya bir havanda ağır ağır dövülmeli, ya bir şişede yavaş yavaş çalkalanmalı ki kıvamını bulsun.işte mürekkep ustaları işin bu en zor ve sabır isteyen faslını hac kervanına havale ediyorlar. mürekkep develerin sırtında İstanbuldan Mekke’ye gidiyor, dönüyor; bu yolda sarsıla sarsıla terkibini buluyor.
En sıradan bir nesneyi bile kutsalla irtibatlandırarak güzel ve anlamlı kılıyor Osmanlı.Terkibini Hicaz yolunda bulan mürekkebin başka güzelliklere malzeme yapılması kaçınılmaz. onun için böyle mürekkeplerin hatta ‘hüsn-i hat’ oluyordu!! Öyle ya hüsn-i hat başkadır, kağıdın ak yüzünü kara eylemek başka!”
Mostar-Aralık(Ali Yurtgezen)


Yorum yaz