Genç Musalli Websitemize Hoş Geldiniz!
GENÇ MUSALLİ » Blog Archive » Ey Sabırsız Hasta

Ey Sabırsız Hasta

Tarih: 02 Temmuz 2008 | Kategori: Diğerleri | Yazan: Yasemin

[İKİNCİ DEVA]  

Ey sabırsız hasta!  

Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın,senin ömür dakikalarını birer saat hükmüne getirebilir. Çünki ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadet ki; namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfî ibadetlerdir ki; hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede, aczini ve za’fını hisseder. Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyasız, manevî bir ibadete mazhar olur. Evet hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekva etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivayat-ı sahiha vardır. Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivayat-ı sahiha ile ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü, bin dakika hükmüne getirip, sana uzun bir ömrü kazandıran hastalıktan teşekki değil, teşekkür et.  

[ÜÇÜNCÜ DEVA]  

Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine , mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahiddir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli ve en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvanata nisbeten en edna bir derecede, ancak kederli ve meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahat ve safalarla ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî ve daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirtmek istemez, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarfettirir. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cismine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öylece hazırlan.” İşte bu hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Bundan şekva değil, belki bu cihetten ona teşekkür etmek lazım; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir  

Ey cürmi ve cismi küçük ve cürüm ve zulmü büyük ve ayb ve zenbi azîm bîçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlukatın nefretinden, ve mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur’ân-ı Hakîm’in dairesine girmektir ve Kur’ân-ı Hakimin mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesine ittibadır. Gir ve tabi ol!

Yorum yaz